Gerçeği Bilmek 1

Gerçeği Bilmek 1

Hayatınızı Değiştirecek Bir Gerçek: Algılar Dünyasında Yaşıyoruz

Bu ay ilk bölümünü yayınladığımız yeni yazı dizimiz, konu ile ilgili tüm bilim adamları tarafından kabul edilmiş bilimsel bir gerçeği –maddenin ardındaki sırrı- gündeme getiriyor. Karşılıklı sohbet şeklinde hazırlanan “Gerçeği Bilmek” başlıklı bu yazı dizimizde, “maddenin bir algılar bütünü olduğu” gerçeğini bilimsel delillerle aktararak, her ay bu heyecan verici konunun çok çeşitli yönlerini ortaya koyacağız.

Maddenin bir algı olduğu gerçeği, bir felsefe veya herhangi bir fikir değildir. Aksine Einstein’dan başlayarak günümüze kadar modern fizik, kuantum fiziği, astronomi, psikoloji, anatomi gibi modern bilim dallarında ortaya çıkan gelişmelerle, kesin olarak ispatlanmış ve ilgili tüm alanlarda uzman olan bilim adamlarınca kabul edilen bir gerçektir. Bu gerçek, maddenin, evrenin ve içindeki herşeyin bir “algılar bütünü” olduğudur.

Maddenin gerçek mahiyetini öğrenmek, Allah’ın varlığı, sıfatları, kader, ruh, cennet, cehennem, sonsuzluk, zamansızlık gibi kavramların doğru bir şekilde anlaşılmasını sağlamanın yanı sıra “Allah’ın mutlak varlığını nasıl kavrarız?”, “Kader nedir?” “Ölümden sonra ne olacak?” gibi soruların cevaplarını en doğru şekilde öğrenmeyi de mümkün kılacaktır.

Madde Gerçeği Nasıl Ele Alınacak?

Maddenin ardındaki sırrı açıklamak için hazırladığımız ve her ay farklı bir bölümünü yayınlayacağımız yazı dizimiz, üç kişinin karşılıklı sohbeti şeklinde geçiyor. Bu görüşmeye çeşitli çevrelerden katılan ilk konuşmacının adı Sibel, halen bir üniversitede bilgisayar mühendisliği bölümüne devam ediyor. Sibel Hanım bu konuya çok ilgili olduğu için muhatap olduğu her şeyin, beyin tarafından idrak edilen algılardan ibaret olduğunu anlamış. Ancak bu görüntülerin kaynağı konusundaki bilgilerini pekiştirmek, en doğrusunu öğrenmek istiyor.

İkinci konuşmacının adı ise Sabri, ülkemizin tanınmış bir ailesine mensup bir sanayici. Sabri Bey sahip olduğu herşeyin bir hayal gibi olduğunu, öldükten sonra onların da bir rüya gibi sona ereceğini öğrenmiş. Ama tam kavrayamadığı bazı konularla ilgili cevapları arıyor.

Üçüncü konuşmacımız olan Tolga ise yurt dışında biyoloji üzerine doktora yaptıktan sonra bir üniversitemizde asistan olarak çalışmaya başlamış. Bu konuyu bir arkadaşından duyan Tolga, bazı kitaplar okumuş ama konuyu tam bilmediği için aklında birçok soru işareti var. Bu konunun bilimsel yönü onu çok ilgilendiriyor.

Konuşmacıların sorularını ise konu hakkında derinlemesine bilgi sahibi olan Murat cevaplıyor.

Murat: Evet arkadaşlar, gönderdiğiniz mektuplar sayesinde sizi yakından tanıma imkanı buldum. Mektuplarınızda çok isabetli sorular sormuştunuz. Aslında bu soruların cevapları tahmin etmediğiniz kadar açık ve anlaşılır. Sohbetimiz ilerledikçe bunu siz de göreceksiniz. Bazı teknik konuları açıklamak için yanımda bazı resimler ve şemalar da getirdim.

Şimdi ilk soruyu kim sormak ister?

Tolga: Ben konu hakkında fazla bilgi sahibi olmadığım için en baştan başlamayı teklif ediyorum. Okuduğum kadarıyla dış dünyada maddenin aslının var olduğu ancak bizim hayatımız boyunca bize gösterilen kopya algılarla yani bu maddelerin görüntüleriyle yaşadığımız söyleniyor öyle değil mi?

İnsan arkadaşlarıyla beraber geniş, aydınlık bir ortamda oturup sohbet ettiğini düşünürken, aslında bunları bir nevi sinema perdesinden izliyor gibidir. Arkadaşları da, çevresinde gördüğü uçsuz bucaksız manzara da beynindeki görme merkezinde oluşmaktadır ve o, hiçbir zaman beyninin dışındakilerle muhatap değildir.

Murat: Doğru!

Tolga: İlk önce bu görüntünün ne demek olduğunu anlatırsan çok sevinirim.

Murat: Tolga, senin uzmanlık dalın biyoloji öyle değil mi?

Tolga: Evet!

Murat: Bu konuyu anlamak için beş duyumuzun nasıl çalıştığını bilmek yeterli. Biz lisede okuduğumuz biyoloji derslerini hatırlarken, Tolga sen de bu konuda uzman olduğuna göre, bize beş duyunun nasıl çalıştığını basitçe anlatır mısın?

Tolga: Teknik olarak çok kompleks ve detaylı bir sistem var. Duyu organlarını tek tek anlatmaya kalkarsak bu, saatler sürer. Ancak özetlemek gerekirse; dışarıdan uyarı dediğimiz, yani bizim sinir uçlarımızı uyaran ışık, ses, tat, koku, sertlik gibi dış etkiler, duyu organlarımız olan göz, kulak, dil, burun ve deriye ulaşır. Burada ilk aşama başlar, sinir uçları bu uyarıyı alıp sinirler boyunca yol alabilecek bir elektrik sinyaline çevirirler. İkinci aşama olarak bu elektrik sinyalleri beynin bu konuyla ilgili görme, işitme, koklama veya tatma merkezlerine taşınırlar. Son aşamada beyin bunları algılayarak uygun tepkiyi verir.

Görme olayı oldukça aşamalı bir biçimde gerçekleşir. Görme sırasında, herhangi bir cisimden gelen ışık demetleri (fotonlar), gözün önündeki lensin içinden kırılarak geçer ve gözün arka tarafındaki retinaya ters olarak düşer.

Buradaki hücreler tarafından elektrik sinyaline dönüştürülen görme uyarıları, sinirler aracılığı ile, beynin arka kısmındaki görme merkezi adı verilen küçük bir bölgeye ulaşırlar. Bu elektrik sinyali bir dizi işlemden sonra beyindeki bu merkezde görüntü olarak algılanır. Yani görme olayı, gerçekte beynin arkasındaki küçük, ışığın hiçbir şekilde giremediği, “kapkaranlık bir noktada” yaşanır.

Murat: Teşekkürler Tolga çok güzel anlattın. Evet sistem bu şekilde çalışır ancak özellikle idrak aşamasında yani hissettiğimiz şeyin ne olduğunu anlama aşamasında sistem daha da kompleks bir hale gelir. Mesela biz bu odada oturuyoruz ve göleti seyrediyoruz, gölete ve çevreye ait görüntü sinyalleri, etraftan gelen çiçek kokuları, duyduğumuz kuş sesleri, oturduğumuz sandalyenin sertliği gibi görüntüyü oluşturan sayısız ayrıntı biraraya geliyor, hafızamızda saklı bulunan bilgilerle kıyaslanıyor ve bulunduğumuz ortam beynin ilgili merkezinde anlamlı bir hale geliyor. Tolga şimdi bize söyler misin, mesela şu karşıdaki ağaca baktığımızda beynimizde nasıl bir işlem gerçekleşir?

Tolga: Çok basit, ağaca ait bilgiler, yani ağacın rengi, uzaklığı, boyutları ışık sayesinde gözüme taşınıyor. Gözün iç kısmında bu bilgiler elektrik sinyaline çevrilerek sinirlere iletiliyor, sinirler de bu bilgileri beynin görme merkezine taşıyorlar. Görme merkezine ulaşan bu sinyalleri de beyin bir ağaç olarak algılıyor.

Murat: Yani bu ağacın aslını mı görüyorsun yoksa beynin görme merkezindeki kopya görüntüsünü mü?

Tolga: Tabii ki beynimin görme merkezindeki kopya görüntüsünü.

Sabri: Bir dakika. Tamam, ağacın görüntüsü benim beynimde olabilir ama ağaç da karşımda duruyor! Yani gidip o ağaçtan bir meyve kopartabilirim ya da ağaca yaslanıp gölgesinde oturabilirim, değil mi?

Murat: Bu soruyu cevaplamadan önce önemli bir konuyu vurgulamamız gerekiyor. Dış dünyada maddenin aslı vardır ancak biz hayatımız boyunca bize gösterilen kopya algılarla yaşarız. Ancak bu kopyalar o kadar gerçekçidir ki, hiçbir zaman kopyalarını yaşadığımızı fark etmeyiz. Örneğin, şu anda başınızı kaldırın ve bulunduğunuz odada gözünüzü gezdirin. Kendinizi içinde mobilyalar bulunan bir odanın içinde gibi görüyorsunuz. Oturduğunuz koltuğun kollarına dokunduğunuzda, sanki gerçekten bu kolların asıllarına dokunuyormuş gibi sertliğini hissediyorsunuz. Gösterilen görüntülerin gerçekçiliği, bu görüntülerin yaratılışında kullanılan sanatın ve ilmin mükemmelliği çoğu insanın, maddenin gerçeği konusunda bir yanılgıya düşmelerine sebep oluyor. Bunun nedeni, görüntünün muhteşem bir sanatla, son derece gerçekçi ve kusursuz olarak her an yaratılıyor olmasıdır.

Sabri: Tamam bunu kabul ediyorum ama bakın işte şu nefis kekleri uzanıp alıyorum ve afiyetle yiyorum. Ben bu keki yediğime ve hatta bu kek bana enerji verdiğine göre bunun aslı ile muhatap olamıyorum demek doğru olur mu? Biz aslı ile muhatap olmadığımız bir şeyden böyle bir tat alabilir miyiz?

Murat: Aslında biraz önce ağaç örneğinde bunun cevabını vermiştik. Yani kek de, ağaç da, masa da sizin beyninizin algı merkezindeki kopyalar. Ama merak etmeyin! Biraz sonra konuşacağımız örnekler bu konuyu daha da anlaşılır hale getirecek!

Şimdi kısaca özetleyecek olursak: Dünya hakkında bildiğimiz herşey duyularımızın bize ilettiği sinyallerden ibarettir. Bu sinyallerin beyne taşıdığı bilgiler dışında “Acaba bunların aslı nasıl bir şeydir, asılları ile bizim gördüklerimiz tamamen aynı özellikte midir?” gibi sorulara hiçbir zaman cevap veremeyiz; çünkü duyularımızı aşarak dışarı çıkmamız mümkün değildir. Bu yüzden ömrümüz boyunca beynimizin içinde, duyu organlarıyla algılanan bir kopya dünyayı seyrederiz.

Elektrik Sinyallerinden Oluşan Dünya Filmlere de Konu Oluyor

Son birkaç senedir gösterimde olan pek çok filme baktığımızda, senaryolarında işlenen ortak konulardan biri dikkat çekmektedir. Bu filmlerde gerçek olarak kabul edilen, varlığına mutlak olarak inanılan dünya hayatı sorgulanmakta; rüyalarda oluşan ya da simülasyon gibi yapay sinyallerle oluşturulan ortamların ne kadar gerçekçi olabileceği vurgulanmaktadır.

Maddenin Bir Algı Olduğu Gerçeği Matrix Filmine de Konu Olmuştur.

Neo: Bu gerçek değil mi? (koltuğu göstererek)

Morpheus: Gerçek nedir? Gerçeği nasıl tanımlarsın? Eğer hissedebildiğin, koklayıp tadıp, görebildiğin şeylerden söz ediyorsan, gerçek, beyne iletilen elektrik sinyallerinin yorumlanmasıdır.

Sibel: Bir örnek verebilir miyim? Benim bilgisayar mühendisliği bölümünde okuduğumu biliyorsunuz, bu yüzden konuya hiç de yabancı olmadığımı tahmin etmişsinizdir. Bu konu benim ilgi alanıma giriyor. Teknolojinin çok gelişmiş olduğu ülkelerde eğlenceye ve eğitime yönelik birçok araç geliştiriliyor. Bunların büyük bir kısmında insan beyninde üç boyutlu görüntü oluşturan bilgisayar programlarının kullanıldığını siz de bilirsiniz. Bugün birçok çocuk tarafından ilgiyle takip edilen üç boyutlu bilgisayar oyunlarında esas amaç, beş duyuyu etkileyerek oyun oynayan kişiye hayali bir ortamda gerçek hayat etkisi vermektir. Ayrıca Nasa’daki astronotlardan mimarlara, mühendislere kadar birçok meslekte eğitim, simülasyon denilen üç boyutlu görüntülerle yapılıyor. Bu simülasyonlarla yapılan uçuş eğitimindeki bir pilot, gerçek hava koşullarıyla bilgisayarın ona yaşattığı hayali hava koşullarını ayırt edemiyor. Seyrettiğimiz yabancı bilim kurgu filmlerinin büyük bir kısmı, insan hayatının görüntülerden oluşmasını veya beyinde oluşturulan sanal dünyaları konu olarak kullanıyor.

Tolga: Sibel doğru söylüyor! Bilim dünyasındaki durum da farklı değil. 10-15 sene evvel tam kavranamayan bu konu, bugün çok önemli bir hale geldi. Bu yönde o kadar yoğun çalışmalar var ki hiç olmayan bir dünyayı bilgisayarda elektrik sinyali olarak oluşturup insanlara bu sinyallerle istenilen görüntüyü yaşattırmak gittikçe kolaylaşıyor. İnsanlar da buna çok alıştılar. Fizik, atom ve biyoloji konularında yapılan yoğun araştırmaların büyük bir kısmını da bu konu oluşturuyor.

Tıp Eğitiminde Kullanılan Simülasyon Teknolojisi

Sanal ortamlar oluşturmayı mümkün kılan simülasyon teknolojisinin kullanılmaya başlandığı önemli alanlardan biri de tıptır. Michigan Üniversitesi’nde geliştirilen bir teknikle doktor adayları ve özellikle acil servis personeli yapay bir ameliyathane ortamında eğitilmektedir. Bu uygulamada, bir odanın zeminine ve duvarlarına ameliyathane ile ilgili görüntüler, ameliyathanenin ortasına ise bir ameliyat masası ve bir “hasta”nın görüntüsü yansıtılmaktadır. Doktor adayları ise üç boyutlu gözlüklerini takarak bu sanal hasta üzerinde ameliyata başlamaktadırlar. Sağda yer alan resimlerden de anlaşılacağı gibi, bu resmi gören bir insan, hangisinin gerçek hangisinin sanal olduğunu anlayamayacaktır.

“Rabbini görmedin mi, gölgeyi nasıl uzatıvermiştir? Eğer dilemiş olsaydı onu durgun kılardı. Sonra Biz Güneş’i ona bir delil kılmışızdır.” (Furkan Suresi, 45)

Murat: Çok haklısınız! Teknolojideki gelişmeler insanın bu konuyu daha çabuk anlamasını sağlayacak yeni örnekler ortaya koyuyor. Ancak şunu da belirtmeliyim ki, samimi ve önyargısız bakınca bu konuyu kavramak son derece kolay. Bu verdiğiniz örneklerin hiçbirini bilmesek bile bir şey değişmez, çünkü durum son derece açık. Daha önce bu konu üzerinde hiç düşünmemiş ya da bu konudan hiç haberi olmamış bir insanın öğrendikleri karşısında ilk anda biraz şaşırması mümkün. Doğduğumuz andan itibaren doğru olarak kabul ettiğimiz bir konunun açıklamasının aslında bizim bildiğimizden çok daha farklı olduğunu öğrenmek, bazı insanları şaşırtabiliyor. Ancak kişinin asıl amacı doğruyu öğrenmekse, bu anlattıklarımızı önyargısız ve tarafsız olarak dinlediğinde gerçekleri hemen kabul etmesi gerekir.

Bu yüzden her gün yaşadığımız örnekler, bu gerçeği daha iyi kavramamızı sağlayacaktır. Ayrıca konunun teknik olarak açıklanması yetmez. Bunun da ötesine gidip maddenin bir algı olduğu gerçeğinin bizi ne gibi sonuçlara ulaştırdığına bakmamız gerekiyor.

Dış dünyada maddenin aslı vardır ancak biz hayatımız boyunca bize gösterilen kopya algılarla yaşarız. Örneğin, rengarenk çiçeklerle bezenmiş bir bahçeyi gezen bir insan, gerçekte bu bahçenin aslını değil, beynindeki kopyasını görür. Ancak, bu bahçe o kadar gerçekçi yaratılmıştır ki, her insan bu hayalinde oluşan bahçeden gerçekmiş gibi aynı zevki alır. Hatta bugüne kadar madde gerçeğini bilmeyen milyarlarca insan, bu bahçe gibi gördüğü her şeyin aslını gördüğünü sanmıştır.

Beyindeki Sanal Dünya Hakkında New Scientist’in Yorumu

Amerika’nın en ünlü bilim dergilerinden biri olan New Scientist, 27 Nisan 2002 tarihindeki kapak konusunda, okuyucularına önemli bir bilimsel gelişmeyi aktarmıştır. J. R. Minkel tarafından kaleme alınan makale “Neden Hepimiz Bir Hologramın İçinde Yaşıyoruz?” başlığı altında yayınlanmıştır. Bu makalede açıklanan bilimsel tespiti şu şekilde özetleyebiliriz: Dünyayı bir ışık demeti olarak algılıyoruz, bu yüzden de bu algılara bakarak maddeyi mutlak gerçek zannetmek büyük bir yanılgı olacaktır. Bilim adamı-yazar J.R Minkel bu önemli konu ile ilgili şu itiraflarda bulunmuştur:

“Şu an bir dergi tutuyorsunuz, bunu katı bir madde olarak algılıyorsunuz ve siz bunun evrende bağımsız bir şekilde varolduğunu görüyorsunuz. Etrafınızdaki objeler de aynı şekilde, belki bir fincan kahve ya da bir bilgisayar, hepsi dışarıda gerçekmiş gibi görünüyor. Ama hepsi yalnızca bir hayal.”

Sabri: Aslında ben şu ana kadar anlattıklarınızı gayet iyi anladım. Ama sizin de söylediğiniz gibi bu konu bizi nereye ulaştıracak çok merak ediyorum. İnsanın bir anda böylesine yabancı olduğu bir konuya alışması biraz zor oluyor.

Murat: Bence de her şeyin bir algılar bütünü olduğunu hepiniz gayet iyi anladınız, bu zaten öyle anlaşılması zor bir konu değil. Bilimsel olarak da kabul edilmiş açık bir gerçek. Ancak bu konuda kesin kanaatinizin gelmesi gerekiyor, bu yüzden konuyu bir başka açıdan daha inceleyelim.

Gelecek Ay: “Dünya Hayatı Rüyalarımızdan Farklı Değildir.”

Bu makale, İlmi Mercek Dergisi 32. sayı (Şubat 2007) 24. sayfada yayınlanmıştır. //

Reklamlar
Önceki Yazı
Yorum bırakın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: