Gerçeği Bilmek 2

Gerçeği Bilmek 2

Rüya mı? Gerçek mi?

Dünya Hayatı Rüyalarımızdan Farklı Değildir

Rüyayı Gerçekten Ayıran Fark

Bakıldığında ikisi de zihinde yaşanmaktadır, son derece benzerdir. Tek fark, rüyalarda alıştığımız sebep-sonuç ilişkilerinin olmaması ve bizim rüyalarımızda gördüklerimizden sorumlu tutulmamamızdır. Buraya kadar anlatılanlardan vardığımız kesin sonuç şudur: İnsanın dünya hayatı olarak bildiği, gördüğü, işittiği, dokunduğu herşey aslında dış dünyada bulunan maddenin aslının beyinde oluşan kopya görüntüleridir. İnsanın yaşamının hiçbir anında, beyninin dışına çıkması kesinlikle mümkün değildir.

Hatırlatma:

Yazı dizimiz, üç kişinin karşılıklı sohbeti şeklinde geçiyor.

Sibel Hanım: Muhatap olduğu her şeyin, beyin tarafından idrak edilen algılardan ibaret olduğunu anlamış. Ancak bu görüntülerin kaynağı konusundaki bilgilerini pekiştirmek, en doğrusunu öğrenmek istiyor.

Sabri Bey: Sahip olduğu herşeyin bir hayal gibi olduğunu, öldükten sonra onların da bir rüya gibi sona ereceğini öğrenmiş. Ama tam kavrayamadığı bazı konularla ilgili cevapları arıyor.

Tolga Bey: Bazı kitaplar okumuş ama konuyu tam bilmediği için aklında birçok soru işareti var. Bu konunun bilimsel yönü onu çok ilgilendiriyor.

Konuşmacıların sorularını ise konu hakkında derinlemesine bilgi sahibi olan Murat Bey cevaplıyor.

Bilindiği gibi, insanlar rüyalarında çok net ve gerçekçi görüntüler görür, çeşit çeşit kokular duyar, kimi zaman müzik dinler, kimi zaman araba kullanır, lezzetli yiyecekler yiyerek tatlarını alır, heyecanlanır, korkar, sevinirler. Üstelik her insan rüyası sırasında yaşadıklarının gerçekliğinden emindir. Ancak, ortada ne yiyerek tadını aldığı ızgara et, ne sevdiği bir kedi, ne de kullanacağı bir araba vardır. Rüya gören kişi o sırada hareketsiz ve gözü kapalı olarak yatağında uzanmaktadır. Yani herşeyi beyninde yaşar, üstelik gerçek hayatından en küçük bir fark olmaksızın.

Peki Rüyayı Gerçekten Ayıran Nedir? 

Murat: Yaşadığımız hayatla uyurken gördüğümüz rüyalar arasında ne fark var? Belki de bunu hiç düşünmediniz hatta aklınıza bile gelmedi, ama rüyalar bu konuyu anlamakta bize çok yardımcı olacak. Sibel, bize seni çok etkileyen ve unutamadığın bir rüyanı anlatır mısın?

Sibel: Daha dün akşam bir rüya gördüm ve çok etkilendim: Ormanda vahşi hayvanların saldırısına uğruyorum. Can havliyle ormandaki bir kulübeye giriyorum. Kapıyı kapatıyorum ve içeriden kilitliyorum. Fakat vahşi hayvanlar pencereden girmeye çalışıyorlar. Orada elime geçirdiğim bir demir çubukla kendimi savunmaya, vahşi hayvanları kaçırmaya çalışıyorum. Tam bu sırada dışarıdan gelen korna sesi ile uyandım. Derin bir nefes alıp gördüklerimin bir rüya olduğuna şükrettim.

Murat: Aslında Sibel’de olduğu gibi bir rüya bizi çok etkilese bile uyandıktan sonra gün içinde hem etkisini hem de netliğini kaybeder. Az önce kan ter içinde bir kabustan uyanan insan, beş dakika sonra kahvaltısını yaparken rüyanın sarsıcı etkisinden kurtulmuştur.

Rüyadaki olaylar bazen o kadar etkilidir ki insanlar kimi zaman uyanınca, yaşadıklarının gerçek olup olmadığını düşünürler. Aslında uyandıktan sonra yaşadığımız hayatla, uyurken gördüğümüz rüyalar arasında teknik olarak hiçbir fark yoktur.

Bir insan rüya sırasında, uyanıkken yaptığı herşeyi yapabilir; konuşur, yemek yer, nefes alır, koşar, güler, ağlar, yaralanır, araba kullanır. Günlük hayatının bir kopyası olan rüya ortamında her şey zaten bildiği ve alışık olduğu şekliyle vardır. Bu yüzden rüyadaki olaylara sanki onlar gerçekmiş gibi tepki verir. Bazen korku dolu bir rüyadan çığlık atarak uyanır, bazen de gördüğü güzel bir rüyadan hiç uyanmak istemez.

Sabri: Ben de geçen ay, gerçeğe benzer bir rüya görmüştüm. Rüyamda sürat motoru ile sahilde turlar atıyordum. Denizin kokusunu, süratten meydana gelen sert rüzgarı ne kadar net hissettiğimi çok iyi hatırlıyorum. Denizin suyu motor tur attığında zaman zaman üzerime sıçrıyor, gözlüğümün camına sıçrayan su damlalarını silmek mecburiyetinde kalıyordum. Son sürat giderken motorun altı bir kaya parçasına çarptı ve tekne batmaya başladı. Kendimi denize attım ve zar zor sahile kadar yüzerek kurtuldum. Uyandığımda ise, rüyanın etkisiyle kan ter içindeydim, uzun bir süre kayığa bile binemedim.

Murat: Sabri Bey’in de anlattığı gibi rüyada yaşadığımız olaylar ne kadar gerçekçi, değil mi? Şimdi rüyalarınızdaki ayrıntıları hatırlamaya çalışın. Örneğin Sabri Bey, motorla giderken hissettiğiniz ayrıntıları; sesleri, renkleri, kokuları hatta rüyada yaşadığınız korku, açlık, neşe, sevgi gibi duyguları uyanıkken yaşadığınız hallerinden ayırt edebilir misiniz?

Sabri: Herhalde edemem.

Murat: Bazen rüyalar, gören kişiye o kadar inandırıcı gelir ki , gerçek hayatla karıştırılır. Ayrıca şunu tekrar tekrar hatırlatmak istiyorum: Rüya görürken hissettiklerimizle uyanınca hissettiklerimiz arasında hiçbir fark yoktur. Her iki durumda da aynı uyarılara aynı tepkileri veririz. Yani yemek yiyince tadını hisseder ve doyarız, tehlikeli bir durumda korkup kaçarız, neşeli bir durumda gülüp eğleniriz. Zaman zaman ilginç olaylar yaşasak da, hisler hiç değişmez.

Sabri: Evet buna kesinlikle katılıyorum. Şu an bile denizde yüzerek kurtulmaya çalıştığım anda suyun ne kadar soğuk olduğunu hatırlıyor hatta hissedebiliyorum.

Murat: Tüm bunlardan daha da ilginç olan, rüyalarımızda yaşadığımız bu olayları nasıl gördüğümüzdür. Tolga sen söyler misin rüyalarımızı nerede görüyoruz?

Tolga: Elbette ki rüyaları da beynimizde görüyoruz. Yani günlük yaşamda nasıl her şeyi beynimizin algı merkezlerinde yaşıyorsak, rüyada da bu şekilde yaşıyoruz. Teknik olarak bir farklılık yok.

Murat: Buraya kadar anlatılanları dinlediniz. Peki Sabri Bey siz söyleyin, gece gözümüz kapalı olduğu halde, kapkaranlık beynimizin içinde bu kadar net ve renkli bir dünya nasıl oluşuyor? Güneş nasıl parlıyor, çiçekler nasıl rengarenk, deniz nasıl masmavi oluyor ve gözümüz kapalıyken bunları nasıl görebiliyoruz? Görmek için göze ihtiyacımız yok mu?

Sabri: Bu sorulara verebilecek cevabım yok. Ne demek istediğini anladım. Az önce anlattığım rüya da görmek için göze ihtiyacımız olmadığının delili.

Murat: Biz dışarıdan bir uyarı almasak da, bir başka deyişle dünya dediğimiz algıya ait uyarılar yani ışık, renk, boyut gibi özellikler doğrudan duyu organlarımıza gelmese bile görüp hissedebiliriz. Bütün bu algılama işlemleri sırasında bir dünyanın oluşması için duyu organlarının dışarıdan getirdiği sinyallere ihtiyacımız yok. Çünkü gören göz değildir, ya da duyan kulak değildir. Mesela bütün bu algılar suni olarak üretilip doğrudan beynimizin ilgili merkezlerine ulaştırılsa, hiç olmayan bir keki yer, hiç olmayan bir ülkeye gider, hiç olmayan bir çiçeği koklar ve bunların hayal olduğunu da anlayamazdık.

Sabri: Tam olarak anlayamadım.

Murat: Mesela doyduğumuz zaman midemiz beynimize bir sinyal yollayarak dolduğunu bildirir. Eğer biz aynı sinyali hiç yemek yemeden beyne yollasak yine kendimizi doymuş hissederdik.

Tolga: Aslında sanal dünya örnekleri bu konuyu tam olarak açıklıyor. Bakın ben bu konuyu biraz daha genişletip birkaç örnek daha vereyim, iyice anlaşılması için.

Bildiğiniz gibi teknolojinin ilerlemesiyle birlikte simülatör denen sistemler pek çok alanda kullanılmaya başlandı. Takılan gözlüklü bir başlık ve eldiven bağlantısıyla hayali bir ortam oluşturulabiliyor ve bunları kullanan kişi bu ortamları aynen gerçek gibi yaşayabiliyor. Simülatörlerde kişinin eline taktığı eldiven, içindeki mekanizmanın etkisiyle parmak uçlarından beynine sinyaller gönderiyor ve bu sinyaller neticesinde kişi örneğin bir kediye dokunduğunu zannediyor. Bu mekanizmanın benzeri kafasına taktığı kaskta da bulunuyor. Algının kusursuz olabilmesi için kasktan kişinin beynine sinyaller gidiyor ve bu sinyaller neticesinde kedinin görüntüsü de beyinde oluşuyor. Bunun yanı sıra kişiye kedinin sesi de dinletiliyor. Böylece hem görüntü hem ses hem de dokunma hissiyle algıda mükemmellik elde ediliyor. Ortada tek bir kedi bile yokken, kişi gerçekten bir kediyle karşı karşıya olduğunu zannediyor.

Matrix Filminde Vurgulanan Gerçek

Rüya sırasında gerçek olmayan bir dünyada rahatlıkla yaşayabiliyorsak, aynı durum pekala içinde bulunduğumuz dünya için de geçerli olabilir. Rüyadan uyandığımızda gerçek yaşantı dediğimiz daha uzun bir rüyaya başlamadığımızdan hiçbir şekilde emin olamayız. Rüyayı hayal, dünyayı gerçek saymamızın nedeni, sadece alışkanlıklarımız ve ön yargılarımızdır. Bu durum, belki de bir gün, şu anda yaşadığımızı sandığımız dünya hayatından, aynen rüyadan uyandırıldığımız gibi uyandırılabileceğimizi gösterir. Matrix adlı filmde de, bu önemli nokta üzerinde durulmaktadır. Rüya ile gerçek hayat arasındaki benzerliğe dikkat çekilen filmin bir sahnesi şöyledir:

(Kendisinden bilgisayar çipi satın almak için evinin kapısına gelen müşterilere)

Neo: Hiç rüyada mı olduğundan ya da uyandığından kuşkuya düştüğün oldu mu?

Bu sahnede film karakterlerinden Neo bir türlü uyanıp uyanmadığından emin olamamaktadır. Uyandığında saatin çaldığını duymakta, kendisini odasında bulmakta, masasını, bilgisayarını görmektedir; fakat rüyasında yaşadıkları o kadar gerçekçidir ki, bunların hayal olduğundan bir türlü emin olamamaktadır. Neo da yukarıdaki ifadesiyle kendisinden bilgisayar çipi satın almak için kapısına gelen müşterilerle yaşadığı ikilemi paylaşmak ister. Neo’nun yaşadığı bu ikilem aslında son derece doğaldır. Düşünen her insan böyle bir çelişki içinde olduğunu fark edebilir.

Sabri: Şimdi anladım!

Sibel: Ben de anladım. Düşünsenize, anlattığım rüyayı görürken birisi rüyama girse ve bana “Korkma, bir rüya görüyorsun, bunların hiçbiri gerçek değil, şu anda yatağında yatıyorsun, beyninin içindeki görüntüleri seyrediyorsun” dese, söylediklerine kesinlikle inanmazdım. Ama şimdi daha iyi anlıyorum, gece gördüğümüz rüyadaki görüntülerle, uyanınca görmeye devam ettiğim görüntüler arasında bilimsel olarak da, mantıksal olarak da bir fark yok. Zaten bilgisayarlarla, simülatörlerle böyle üç boyutlu ve gerçekçi görüntüler yapıp hiç olmayan bir ortamı insanlara yaşatmak artık sıradan bir olay haline gelmiş durumda.

Bu, bana geçen gün seyrettiğim bir filmi de hatırlattı. Belki siz de izlemişsinizdir. Filmin konusu şu an konuştuğumuz örnekle aynıydı. Filmin kahramanları bir makineye bağlanıp bilgisayar yardımıyla kendilerini çok farklı mekanlarda, çok farklı aktiviteler yaparlarken buluyorlardı. Örneğin, bir spor salonunda Uzakdoğu sporları yaptıklarını zannediyorlardı. Ama o sırada dar bir odada, bir koltukta oturur durumdaydılar. Üstelik filmin bir yerinde bir oyuncu başroldeki kişiye gördüklerinin aslında görüntü olduğunu, o anda bir bilgisayara bağlı olduğunu, içinde dolaştıkları bütün şehrin, insanların, bilgisayar tarafından hazırlanmış görüntüler olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Filmdeki kahraman inanmayınca bilgisayar bütün görüntüyü donduruyor, o zaman oyuncunun kanaati geliyordu.

Tolga: Evet, o filmi ben de seyrettim ama hiç bu açıdan düşünmemiştim.

Murat: Aslında Sibel’in verdiği film örneğinde de vurgulandığı gibi dünya hayatı da rüyadaki algılar bütünü gibi ve hatta daha da fazla inandırıcıdır. Algıladığımız uyarılar o kadar fazla, detaylı ve nettir ki birçok kişi, aksine ihtimal dahi vermeden, ömrünün sonuna kadar gördüğü her şeyin dışarıda var olan aslıyla muhatap olduğunu zannederek yaşar. Ta ki ölünceye kadar… Bu durumun aynısı rüya için de geçerli. Demin de konuştuk, rüyada da kişi girdiği denizin, oturduğu koltuğun aslıyla muhatap olduğunu zannediyor. Kısacası dikkatlice düşünüldüğünde rüyada yaşanılanların da, uyanınca yaşanılan hayatın da aynı görüntülerden oluştuğu kolaylıkla anlaşılabilir.

Sabri: Bunu anlıyorum ama rüyadan uyanınca dünyaya geri dönüyorum. Yani gerçek dünya, ben rüya görürken olduğu yerde duruyor. Bu yüzden algıların dışındaki maddi dünyanın varlığı ortada değil mi?

Murat: Aslına bakarsan maddi dünya dediğimiz, hakkında hiçbir bilgimiz olmayan, neye benzediğini de asla öğrenemeyeceğimiz bir mekandır. Dış dünyada maddenin aslı vardır ancak biz hayatımız boyunca bize gösterilen kopya algılarla yaşarız. Dolayısıyla algılarımız dışında, kendi başına bir maddenin aslını biz asla göremez ve ona asla dokunamayız. İnsan, gözünü açtığı günden itibaren hep algılarla muhatap olur; okulu, ailesi, oyuncakları, yediği yemek, bindiği araba, arkadaşları, karşısındaki güzel bir manzara, evi, odası, işyeri yani hayatını oluşturan her şey beyninde seyrettiği bir filmden ibarettir. İnsan duyularından asla sıyrılamayacağı için dışarıda ne var diye gidip bakması, görmesi de mümkün değildir. Bu yüzden aslında her insan ömrü boyunca dış dünyadaki maddenin beyinde oluşan kopya görüntüsüyle muhatap olarak yaşar.

Üstün ilmi nedeniyle Şeyh-i Ekber (En Büyük Şeyh) olarak anılan büyük İslam alimi Muhyiddin Arabi, bir sözünde, Peygamber Efendimiz (sav)’in bir hadisini aktararak, dünya hayatını rüyalarımıza şöyle benzetmiştir:

Hazreti Muhammed Aleyhisselam “İnsanlar uykudadır, öldükleri vakit uyanırlar”buyurmuştur. Demek ki, dünya hayatında gördüğü şeyler uyuyan kimsenin rüyasında gördüğü şeyler gibidir. Yani hayaldir. (Fusus-ül Hikem, çev. Nuri Gencosman, İstanbul 1990, s. 220)

Demişlerdir ki: ‘Eyvahlar bize uykuya-bırakıldığımız yerden bizi kim diriltip-kaldırdı? Bu, Rahman (olan Allah)ın va’dettiğidir, (demek ki) gönderilen (elçi)ler doğru söylemiş’. (Yasin Suresi, 52)

Yüce Allah’ın bir rüya gibi gösterdiği dünya hayatına aldananlar ve ölümü dünyadaki gerçek ve tek yaşantılarının sonu zannedenler, ölümle birlikte içinde bulundukları bu gaflet uykusundan uyanacak, rüyalarından ayrılacak ve o anda asıl gerçekle karşılaşacaklardır. Aklını ve vicdanını kullanan, samimi ve dikkatli düşünen her insan ise, daha dünyada iken gerçekleri fark ederek, ahiret hayatı için ciddi bir gayret içinde olacaktır.

Bu makale, İlmi Mercek Dergisi 33. sayı (Ocak 1970) 54. sayfada yayınlanmıştır.

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Yorum bırakın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: