Gerçeği Bilmek 3

Gerçeği Bilmek 3

“Küçük, büyük her şey satır satır (yazılı)dır.” (Kamer Suresi, 53)

Kaderi gereği gibi kavrayabilmek, Allah’a teslim olmak, yaşadıklarımızı tevekkülle karşılamak ve maddenin gerçek mahiyetini tam olarak anlayabilmek açısından çok önemlidir. Bu nedenle “Maddenin Ardındaki Sır” konulu yazı dizimizin bu ayki son bölümünde bilgi eksikliği nedeniyle bazı kişilerde oluşan yanlış kader anlayışını ele alarak Kuran’da bildirilen kader gerçeğini ortaya koyacağız.

Hatırlatma:

Yazı dizimiz, üç kişinin karşılıklı sohbeti şeklinde geçiyor.

Sibel Hanım: Muhatap olduğu her şeyin, beyin tarafından idrak edilen algılardan ibaret olduğunu anlamış. Ancak bu görüntülerin kaynağı konusundaki bilgilerini pekiştirmek, en doğrusunu öğrenmek istiyor.

Sabri Bey: Sahip olduğu herşeyin bir hayal gibi olduğunu, öldükten sonra onların da bir rüya gibi sona ereceğini öğrenmiş. Ama tam kavrayamadığı bazı konularla ilgili cevapları arıyor.

Tolga Bey: Bazı kitaplar okumuş ama konuyu tam bilmediği için aklında birçok soru işareti var. Bu konunun bilimsel yönü onu çok ilgilendiriyor.

Konuşmacıların sorularını ise konu hakkında derinlemesine bilgi sahibi olan Murat cevaplıyor.

Kader, Allah’ın geçmiş ve gelecek tüm olayları “tek bir an” içinde yaratmış olmasıdır. Bu, Allah Katında evrenin yaratılış anından kıyamete kadar olan her olayın yaşanmış ve bitmiş olması demektir. İnsanların önemli bir bölümü, Allah’ın henüz yaşanmamış olayları önceden nasıl bildiğini, Allah Katında geçmiş ve gelecek tüm olayların nasıl yaşanıp bittiğini ve kaderin gerçekliğini bir türlü kavrayamazlar. Oysa “yaşanmamış olaylar” bizim açımızdan yaşanmamış olaylardır. Çünkü biz Allah’ın yarattığı zamana bağlı olarak yaşamımızı sürdürürüz ve hafızamıza verilen bilgiler olmadan hiçbir şey bilemeyiz. Allah, dünyadaki imtihan ortamı gereği “gelecek” olarak isimlendirdiğimiz olayları hafızamıza vermediği için, gelecekte ne olacağını da bilemeyiz. Allah ise zamana ve mekana bağlı değildir, zaten bunların tümünü yoktan yaratan O’dur. Bu nedenle Allah için geçmiş, gelecek ve şu an hepsi birdir ve hepsi olup bitmiştir. Kader gerçeği, Allah’ın Hafız (Muhafaza eden, Koruyan) sıfatının, sonsuz gücünün, kudretinin ve büyüklüğünün tecellilerinden biridir.

Geçmiş ve geleceğin gerçekte Allah Katında yaratılmış ve yaşanmış olarak saklı ve hazır olaylar olması bize çok önemli bir gerçeği gösterir: İnsan nasıl geçmişini değiştiremezse, geleceğini de değiştiremez. Çünkü geçmişi gibi geleceği de yaşanmıştır; geleceğindeki tüm olaylar, ne zaman, nerede, ne yemek yiyeceği, kiminle ne konuşacağı, ne kadar para kazanacağı, hangi hastalıklara yakalanacağı, ne zaman, nasıl, nerede öleceği hepsi bellidir ve bunları değiştiremez. Çünkü bunlar zaten Allah Katında, Allah’ın hafızasında yaşanmış olarak bulunmaktadır. Sadece bunların bilgisi henüz kendi hafızasında değildir.

İki aydır yayınladığımız ve karşılıklı sohbet şeklinde hazırlanan “Gerçeği Bilmek” adlı yazı dizisinin ilk iki bölümünde işlenen “maddenin bir algılar bütünü olduğu” ve “dış dünyada madde olsa da hayatımız boyunca kopya algılarla muhatap olduğumuz” gerçeğini derinlemesine kavrayabilmek için, Kuran’da bildirilen bu kader anlayışını doğru kavramak gerektiği için bu ayki son bölümümüzü kader konusuna ayırdık.

Allah Her şeyi Bir Kader İle Yaratmıştır

Murat: Maddenin gerçek mahiyetinin anlaşılması çok önemli bir başka gerçeği de karşımıza çıkarır. Bu gerçeği düşünen insan Allah’tan başka bir mutlak varlık olmadığını, herşeyi Allah’ın yaratıp her an kontrol ettiğini anlar. Yüce Allah tarafından yaratılan ve ruh tarafından algılanan görüntülere müdahale etmek söz konusu değildir. Bize seyrettirilen görüntüde ne varsa onu görürüz. Bu görüntüyü değiştirmek, etki etmek mümkün değildir. Bu aşamada kader konusu da rahatça anlaşılır. Yüce Allah’ın yarattığı bu dünya görüntüsünde ne seyrediyorsak o bizim kaderimizdir. Kendi hayatımız olarak algıladığımız belirli olayların akışını bir filmi izler gibi seyrederiz. Bizim için takdir edilen kaderde ne varsa onu hisseder, onu algılarız.

Sibel: Halbuki çevremizde çok yaygın olarak “kaderini yendi” veya “kader kurbanı oldu” gibi ifadeler duyuyoruz.

Murat: Bu yanlış ifadeler bilgisizlikten, kader gerçeğini, Allah’ın sonsuz kudretini kavrayamamaktan kaynaklanıyor. Kaderi size en genel manada şöyle tanımlayabilirim: Kader, Allah’ın geçmiş, gelecek ve şu anı tek bir an olarak bilmesidir.

Sabri: Bunu biraz daha açıklayabilir misin Murat? Henüz gerçekleşmemiş olayların bilinmesi nasıl olur?

Murat: Sabri Bey, yaşanmamış bir olay “insan için” yaşanmamıştır. Allah ise zamana ve mekana bağlı değildir, zaten zamanı ve mekanı yaratan Kendisi’dir. Bu nedenle Allah için geçmiş, gelecek ve şu an hepsi birdir ve hepsi olup bitmiştir.

Sibel: O halde kaderini yenmek diye bir durum söz konusu olamaz. Bu ifade Allah’ın takdir ettiği kaderi kavrayamamaktan ileri geliyor ve tamamıyla yanlış değil mi?

Murat: Evet Sibel, çok doğru ifade ettin. İnsan kadere müdahale edemediği gibi kaderinde olmadığı sürece bir adım bile atamaz. Mesela insanın ömrü uzamaz veya kısalmaz. Bu, Allah’ın Kuran’ın Sebe Suresi’nin 30. ayetinde: “De ki: “Sizin için belirlenmiş bir gün vardır ki, ondan ne bir an ertelenebilirsiniz, ne de (bir an) öne alınabilirsiniz” şeklinde bildirdiği bir gerçektir. Bu ayetten de anlaşılacağı gibi hiçbir durumla tesadüfen karşılaşılmaz, bir olay kazayla veya şans eseri gerçekleşmez. Dolayısıyla şans ya da tesadüf diye bir kavram yoktur. Herşey Allah tarafından belirlendiği şekilde, belirlendiği vakitte meydana gelir. Bunu engellemek ya da değiştirmek insanların elinde değildir. Yani insanların böyle bir gücü yoktur.

Kadere iman eden bir insan, başına gelen hiçbir olaydan dolayı üzülmez, ümitsizliğe kapılmaz. Aksine son derece tevekküllü, teslimiyetli ve daima huzurlu olur… İnsanın karşılaştığı zorluklar da, elde ettiği başarı ve zenginlikler de Allah’ın takdiri iledir. Bunların hepsi Rabbimiz’in insanları denemek için kaderlerinde önceden belirlediği olaylardır…

Tolga: İnsanlar ölüm, kaza, hastalık gibi durumlarda ya da işler kendi istedikleri şekilde gelişmeyince bir çeşit isyan duygusu yaşıyorlar. Şimdi bunun ne kadar yanlış olduğunu daha iyi anlıyorum.

Murat: Çok haklısın Tolga. Seyrettiğimiz her olayı, her anı Allah yarattığı için tümü bir hikmet, bir hesap ve bir ilim taşır. Hiçbir olay boş yere yaratılmaz. Mesela bir işadamı Ankara’ya gitmek için uçağa biniyor ama son anda cüzdanını havaalanında unuttuğunu hatırlayıp uçaktan iniyor, o olmadan havalanan uçak düşüyor ve böylece işadamı ölmüyor. Böyle bir durumda kader gerçeğini kavramamış bir kişi, bu adam için “Ölümden kurtuldu, kaderini değiştirdi.” gibi yanlış ifadeler kullanacaktır. Aslında bu kişinin yaşadığı her an onun kaderinin bir parçasıdır. Uçağa binmesi, cüzdanını unutması, uçağın düşmesi ve dışarıdan bakan bir kişinin yaptığı yorumlar hep kaderinde vardır, bir değişiklik olmamıştır. Kader aslında tüm hayata hakim olan bir bütün şeklinde yaratılmıştır. Bu kader ilk yaratma anında bellidir.

Tolga: Yani biz dünyaya gelmeden önce yaşayacağımız her olay bellidir, Allah tarafından bilinmektedir mi demek istiyorsun?

Murat: Evet Tolga.

Bak bunu sana yine Kuran’dan bir ayet ile açıklayacağım. Allah insanlara şöyle buyuruyor: “Senin içinde olduğun herhangi bir durum, onun hakkında Kuran’dan okuduğun herhangi bir şey ve sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki, ona (iyice) daldığınızda, Biz sizin üzerinizde şahidler durmuş olmayalım. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden uzakta (saklı) kalmaz. Bunun daha küçüğü de, daha büyüğü de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın.” (Yunus Suresi, 61) Bu ayetten de anlaşıldığı gibi, yeryüzünde gerçekleşmiş ve gerçekleşecek olan her olay, henüz bu evren yaratılmadan Allah Katında yazılmıştır. İşte bu nedenle de sen henüz dünyaya gelmeden, hatta senin annen, baban, deden gibi aile büyüklerin bile dünyada yokken senin bugün burada bizimle bu konuşmayı yapacağını Allah bilmektedir.

Tolga: Bu anlattıkların çok hassas ve çok önemli konular. Bunu yanlış anlayanlar, yanlış yorumlayanlar olmuş mu geçmişte?

Murat: Evet tarihte bu tür sapkın anlayışlar olmuş. Mesela bu konuda sapkın görüşlere kapılan kişilerle ilgili olarak Enam Suresi’nin 148. ayetinde, “Şirk koşanlar diyecekler ki: “Allah dileseydi ne biz şirk koşardık, ne atalarımız ve hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” Onlardan öncekiler de, Bizim zorlu-azabımızı tadıncaya kadar böyle yalanladılar. De ki: “Sizin yanınızda, Bize çıkarabileceğiniz bir ilim mi var? Siz ancak zanna uymaktasınız ve siz ancak “zan ve tahminle yalan söylersiniz.” buyrularak zan üzerine hareket eden bu tarz kişilerin aslında yalancı oldukları haber verilmiştir.

Sibel: Bu çok önemli bir nokta. Biraz daha detaylandırabilir misin?

Murat: Burada bilmemiz gereken çok önemli bir konu var. Yüce Allah dünyada bir imtihan ortamı yaratmış ve insanlara elçiler ve kitaplar göndererek onlara doğru yolu ve sorumluluklarını bildirmiştir. Biz, beden görüntüsüyle bağlı olduğumuz bu imtihan ortamında Allah’ın bize bildirdiği şekilde davranmakla yükümlüyüz. Yani biz bu görüntülere verdiğimiz tepkilerin sorumluluğunu taşıyoruz. Ahirette, bu görüntü ortamında sergilediğimiz davranışların karşılığını cennet veya cehennem olarak göreceğiz.

Sabri: Tüm bu anlattıklarını düşününce konuyu kavramamızın ne kadar önemli olduğu daha da net anlaşılıyor.

Murat: Çok doğru Sabri. Aslında bu konunun iki yönü var; birincisi zahiri yani görünen yönü. Bu açıdan bakıldığında insan her yaptığından sorumludur. Biz, beden görüntüsüyle bu dünyaya bağlıyız ve ruhumuz bu görüntü dünyasında meydana gelen olaylardan etkileniyor. Yüce Allah bize böyle bir his veriyor. Yani acıkınca yemek yemek zorundayız. Hastalanınca, fiili birer dua olarak doktor ve ilaca başvurmalıyız, yorulunca uyumak ve dinlenmek zorundayız. Bütün bu olayların ve hislerin yaratılışında sonsuz bir ilim ve hikmet vardır. İşte bu nedenle hayatın esas anlamını anlamak ve gerçeği görmek olayın ikinci, yani batıni yönüdür. Bu gerçeği keşfeden insan aslında Allah’tan bağımsız hiçbir gücü olmadığını, sadece zihnindeki dünya ile muhatap olduğunu ve tüm gücün Allah’a ait olduğunu anlar. Böylece Allah’ın izniyle ahiret hayatının önemini anlamış olur.

Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın… (Hadid Suresi, 22)

Tolga: Yani bu konuyu bilen bir insan da hastalanır, doktora gider, ilaç içer ama bunları yaparken aslında kaderini seyrettiğini, bu olaydaki hikmeti, hastalığı verenin ve iyileştirenin Allah olduğunu fark eder ve tepkileri de buna göre olur değil mi?

Murat: Tebrikler Tolga. Senin de söylediğin bu konu Şuara Suresi’nde şu şekilde bildiriliyor: “Ki beni yaratan ve bana hidayet veren O’dur. Bana yediren ve içiren O’dur. Hastalandığım zaman bana şifa veren O’dur. Beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O’dur. Din (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O’dur.” (Şuara Suresi, 78-82) Bütün gücün Allah’a ait olduğunu, Allah’tan başka dost ve yardımcı olmadığını anlayan insan bu sayede, Allah inancında ve ibadetlerinde tamamen samimi olur. Bu olayın şuurunda olduğu sürece dünyanın yıkıcı ve bozucu etkilerinden kurtulmuş olur. İlaç içer ama iyileştirenin Allah olduğunu bilir, yemek yer ama doyuranın Allah olduğunu bilir yani aynı hayatı yaşamaya, gerçeğin farkında olarak devam eder.

De ki: “Allah’ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim Mevlamızdır. Ve mü’minler yalnızca Allah’a tevekkül etmelidirler.” ( Tevbe Suresi, 51)

Sabri: Tüm hayatımı yeniden gözden geçirmem ve kendimi Allah’a teslim etmem gerektiğini artık çok iyi anlıyorum.

Sibel: Ben de öğrendiklerimden sonra eski ben olmayacağım. Murat’ın söylediği gibi yeni bir hayata başlamış durumdayım. Tüm öğrendiklerimi düşünüp hayata geçireceğim. Allah’tan başka bir güç sahibi olmadığı için öncelikle O’nu tanımakla, O’na yakın olmakla ve O’nun istediği gibi davranmakla başlayacağım. Tabii tüm bunları yapabilmek için hemen bir Kuran alacağım ve Allah’ın benden istediklerini öğreneceğim.

Tolga: Bu durumda demek ki hepimiz aynı fikirdeyiz. Şu sohbetimiz sayesinde bütün dünyam, bütün planlarım değişti. Ben bir öğretim görevlisi olduğum için üzerimde ayrıca büyük bir sorumluluk da hissediyorum. Öğrendiğim bu gerçeği daha da derinleştirip bilmeyenlere anlatmak, benim için en önemli vicdani sorumluluk haline geldi.

Murat: Arkadaşlar, unutmayın ki sohbetimiz boyunca çok önemli gerçekler üzerinde konuştuk. Ben size bu gerçekleri anlatıyor gibi gözükmüş olabilirim. Oysaki ben de sizlerle birlikte dinledim. Hiçbir insanın konuşma, düşünme gücü yoktur. Allah insanın kaderinde neyi tespit etmişse onu konuşur ve onu düşünür. Allah bizlere bu konuşmalarla Kendi kudretini anlatmış, hatırlatmış oldu.

Bunu anladıktan sonra hepimiz O’ndan yardım dilemeli ve Hz. Süleyman’ın Kuran’da bildirilen duası gibi, “… bana hoşnut olacağın salih bir amelde bulunmamı ilham et ve beni rahmetinle salih kulların arasına kat.”(Neml Suresi, 19) diye dua etmeliyiz.

Bu makale, İlmi Mercek Dergisi 34. sayı (Nisan 2007) 28. sayfada yayınlanmıştır. //

Sonraki Yazı
Yorum bırakın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: