Işık Evrende Nasıl Hareket Ediyor?

Işık Evrende Nasıl Hareket Ediyor?

“Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı (nuru) kılan Allah’adır…” (En’am Suresi, 1)

* Bizim için dünyayı, daha doğrusu yaşadığımız evreni görünür kılan ışığın temel özellikleri nelerdir?

* İşte bu soruya yanıt bulmak isteyen bilim adamları, yıllar süren araştırmalar yapmış olmalarına rağmen ışığın nasıl oluştuğuna dair heniz tam ve net bir açıklama yapmamışlardır. Araştırmalaradan elde edilen tek kesin souç ise şudur: Yüce Rabbimiz yarattığı herşey gibi ışığı dacanlıların ihtiyaçlarına en uygun şekilde yaratmış, ışığı muazzam özelliklerle var ederek tüm evreni görünür kılmıştır.
Bilim dünyasında ışık konusunda tartışılan temel nokta, ışığın foton adlı parçacıkların oluşturduğu bir katar şeklinde mi, yoksa dalgalar halinde mi yayıldığıdır. Örnek verecek olursak acaba ışık, bir yerden bir başka yere, bilardo topları gibi mi, yoksa sahile vuran dalgalar gibi mi hareket etmektedir?

Işık Hakkındaki Bilimsel Tartışmalar…

Isaac Newton’a göre ışık, “corppuscule” adı verilen bir madde akımıydı. Tümüyle parçacıklardan oluşuyordu. Bir başka deyişle kuantum fiziği keşfedilene kadar kabul gören geleneksel Newton fiziğinin temeli, ışığın bir parçacık yığını oluşuna dayanıyordu. 19. yüzyıl fizikçilerinden James Clerk Maxwell ise ışığın dalga davranışı gösterdiğini öne sürüyordu. Kuantum teorisi, fiziğin bu en büyük tartışmasını uzlaştırdı.

1905 yılında Albert Einstein, ışığın kuantalara, yani enerji paketçiklerine sahip olduğu iddiasını ortaya attı. Bu enerji paketçiklerine foton adı veriliyordu. Parçacık olarak adlandırılsalar da, fotonlar 1860’larda James Clerk Maxwell’in iddia ettiği gibi dalga hareketine eşit şekilde gözlemlenebiliyordu. Dolayısıyla ışık, dalga ve parçacık arasında bir geçiş gibiydi. (George Gilder) Ancak bu durum, Newton fiziği açısından oldukça büyük bir çelişki sergiliyordu.

Einstein’ın hemen ardından Alman asıllı fizikçi Max Planck, ışık üzerinde çalışmalar yaparak, ışığın hem dalga hem de parçacık halinde bulunduğu değerlendirmesini yaptı ve tüm bilim dünyasını şaşırttı. Kuantum teorisi adı altında ortaya attığı bu teoriye göre enerji, düz ve sürekli değil, kesik, kopuk ve noktasal paketçikler halinde yayılıyordu. Foton denilen maddeye, uzayda bir de dalga eşlik etmekteydi. Yani ışık, uzayda yol alırken dalga gibi, önüne engel çıktığında ise aktif bir parçacık gibi davranmaktaydı. Bir başka deyişle ışık, önüne bir engel çıkana kadar bir enerji şekline bürünüyor, bir engelle karşılaştığında ise sanki maddesel bir varlığı varmış gibi kum tanelerini andıran parçacıklar şeklini alıyordu. Bu teori, Planck’ın ardından Albert Einstein, Niels Bohr, Louis De Broglie, Erwin Schroedinger, Werner Heisenberg, Paul Adrian Maurica Dirac ve Wolfgang Pauli gibi bilim adamları tarafından geliştirildi. Her birine bu büyük buluştan dolayı Nobel ödülü verildi.

Işığın Hem Parçacık Hem de Dalga Özellikleri Göstermesi Allah’ın Büyük Bir Lütfudur

Işığın, dalga özelliğine ek olarak parçacık özelliği göstermesi, dünyadaki canlı yaşamı için hayati bir öneme sahiptir. Çünkü dalga hareketi hep belirli bir ortam içinde gerçekleşir. Örneğin ses boşlukta yayılmaz, yayılabilmesi için havanın varlığı şarttır. Eğer ışık da hep dalga özelliği gösterseydi; Güneş’ten kaynaklanan ışıklar uzayda ilerleyemeyecek, tüm evren karanlığa gömülecek ve yaşam olmayacaktı. Oysa ışık aynı zamanda parçacık özelliği gösterebildiği için evrende ilerlemesi ve bizleri aydınlatması mümkündür. Görüldüğü gibi Yüce Allah yarattığı herşeyi insanların ve diğer canlıların ihtiyaçlarına en uygun şekilde yaratmıştır.

Elektronlar da Işıkla Aynı Özelliği Gösteriyor

Işığın bu ilginç özelliği sadece ışık için değil, atomun temel parçacıklarından biri olan elektron için de geçerlidir. Elektron da hem parça, hem de dalga özelliği gösterebilmektedir. Kuramsal Fizik Profesörü Richard P. Feynman elektronun ve ışığın hem parça hem de dalga özelliği gösterebilmesini şu sözleriyle açıklamaktadır:

“Elektronların ve ışığın nasıl davrandıklarını artık biliyoruz. Nasıl mı davranıyorlar? Parçacık gibi davrandıklarını söylersem yanlış izlenime yol açmış olurum. Dalga gibi davranırlar desem, yine aynı şey. Onlar kendilerine özgü, benzeri olmayan bir şekilde hareket ederler. Teknik olarak buna “kuantum mekaniksel bir davranış biçimi” diyebiliriz. Bu, daha önce gördüğünüz hiçbir şeye benzemeyen bir davranış biçimidir… Bir atom, bir yayın ucuna asılmış sallanan bir ağırlık gibi davranmaz. Küçücük gezegenlerin yörüngeler üzerinde hareket ettikleri minyatür bir güneş sistemi gibi de davranmaz. Çekirdeği saran bir bulut veya sis tabakasına da pek benzemez. Daha önce gördüğünüz hiçbir şeye benzemeyen bir şekilde davranır. En azından bir basitleştirme yapabiliriz: Elektronlar bir anlamda tıpkı fotonlar gibi davranırlar; ikisi de aynı şekilde “acayiptir”. Nasıl davrandıklarını algılamak bir hayli hayal gücü gerektirir; çünkü algılayacağınız şey bildiğiniz her şeyden farklıdır.” Richard Feynman, The Character of Physical Law, Türkçe baskı: Fizik Yasaları Üzerine, TÜBİTAK Yayınları, s. 149-150

Görüldüğü gibi bilim adamları, elektronların hem parça hem dalga özelliği gösterebilmelerini hiçbir şekilde açıklayamadıkları için, buna “Kuantum Mekaniksel Hareket” şeklinde yeni bir isim takmışlardır: Bu noktada görülen mükemmelliği, yine Fizikçi Richard Feynman, “…kendinize sürekli ‘Ama bu nasıl olabilir?’ diye sormayın; çünkü çabanız boşunadır; şimdiye kadar hiç kimsenin kurtulamadığı bir çıkmaz sokağa girersiniz. Bunun neden böyle olabildiğini hiç kimse bilmiyor” Richard Feynman, The Character of Physical Law, Türkçe baskı: Fizik Yasaları Üzerine, TÜBİTAK Yayınları, s. 151 sözleriyle dile getirmektedir.

Işığın Dalga Boylarındaki Hassas Ayar

Işığın hem parçacık hem de dalga özellikleri göstermesi, teknoloji açısından hayati bir öneme sahiptir. Görülür ışığı oluşturan renk renk ışıklar, farklı dalga boylarına sahiptir. Bu ışıkların dalga boyları santimetrenin milyonda 75’i ile 39’u arasında değişir. 20. yüzyılın tanınmış bilim adamlarından Isaac Asimov, ışığın dalga boylarındaki bu hassas ayarın önemini şöyle açıklar:

“Dalga boylarının kısa olması oldukça önemlidir. Işık dalgalarının düz çizgi yolu boyunca seyretmesi ve keskin gölgelere yol açmaları çevremizdeki olağan cisimlerden daha küçük oluşlarındandır. Karşılarına çıkan cisim, dalga boyundan daha büyük olmadığı takdirde, o cisimlerin çevresini dolaşıp içine alabilir. Örneğin, bakteriler bile ışığın bir dalga boyu uzunluğundan çok daha büyüktürler; böylece, ışık onları mikroskop altında keskin biçimde belirler.” Isaac Asimov, Asimov’s Guide to Science, (Türkçe baskı: Asimov Bilim Rehberi, E Yayınları, 1986, s. 485)

Işığın çok özel bir yaratılışa sahip olduğunun önemli bir göstergesi de ışığın azlığında ortaya çıkan gölgedir. Günlük hayatta gölgeler, cisimleri algılamamızda zorluk çıkaran bir olumsuzluk gibi görünür. Oysa gölgeler, algılamamızdaki temel unsurdur. Onlar olmasaydı cisimlerin boyutları hakkında fikir sahibi olmayabilir, hatta onları hiç algılayamayabilirdik. Eğer koyulu açıklı gölgeler olmasaydı, çevremizdeki tüm görüntüler tıpkı Apollo uzay gemisindeki astronotların Ay yüzeyindeki görüntülerine benzerdi. Dünyada da, üzerine düştüğü yeri simsiyah bir karanlıkta bırakan koyu gölgeler ve sadece tekdüze bir aydınlığa sahip yüzeyler olurdu.

Işık Yüce Allah’ın “Ol” Demesiyle Olmaktadır

Feynman’ın bahsettiği “çıkmaz sokak”, aslında ‘çıkmaz’ değildir. Burada bazı bilim adamlarının bir türlü net bir açıklama yapamamalarının sebebi, ortadaki açık delillere rağmen, bu inanılmaz sistemleri ve dengeleri yaratan üstün ilim sahibi Allah’ı gerektiği gibi tanıyıp takdir edememeleridir. Halbuki, durum son derece açıktır: İçinden bir türlü çıkamadıkları, kavrayamadıkları, bazı bilim adamlarının her fırsatta “Ama bu nasıl olabilir?” diye kendi kendilerine sordukları sorunun cevabı şudur: Allah evreni yoktan var etmiş, kusursuz dengelere dayalı ve örneksiz olarak yaratmıştır. Her şey O’nun yalnızca “Ol” demesiyle var olmaktadır. Allah bu kesin gerçeği bir Kuran ayetinde şöyle bildirir:

“Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) Yaratan’dır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca “Ol” der, o da hemen oluverir.” (Bakara Suresi, 117)

Bu makale, İlmi Mercek Dergisi 55. sayı (Ocak 2009) 20. sayfada yayınlanmıştır. //

Reklamlar
Yorum bırakın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: