Kule ve Zirvesindeki Kapalı Oda

Kule ve Zirvesindeki Kapalı Oda

Beynimizde algıladıklarımıza bakarak, dışımızdakilerin aslı ile muhatap olduğumuzu sanmanız büyük bir yanılgı olacaktır. Çünkü asla beynimizin dışına çıkıp bunu kontrol etme imkanımız yoktur. Gördüğümüz ve hissettiğimiz herşey, Allah’ın bizim ruhumuza gösterdiği algılardır. Tek mutlak varlık ise, herşeyin Yaratıcısı olan, alemlerin Rabbi Yüce Allah’tır.

Bu yazının ismini de oluşturan söz konusu kule kavramı, her şeyin beynimizde oluştuğu gerçeğini daha iyi açıklamak için kullandığımız bir örnektir.

Anlamı şudur: Eğer şu anda beyninizin içinde olan dünya görüntüsünün ve kendi bedeninize ait görüntünün dışarıda bir de maddi aslının bulunduğunu iddia ederseniz, o zaman tüm bu görüntüleri kafatasının içinde taşıyan dev bir bedenin varlığını da kabul etmeniz gerekir. Bu durumda siz, her şeyi beyninizde algıladığınıza göre adeta dev bir kulenin tepesindeki küçük bir odaya hapsedilmiş küçük bir adam olursunuz. Bu sonuca nasıl varıldığını aşama aşama düşünelim:

Şu anda gözlerinizi çevirip etrafa baktığınızda pek çok cisim görüyorsunuz. Duvarlar, eşyalar, gökyüzü, evler, insanlar, arabalar ve tüm bunların yanında bir de kendi bedeniniz. Tüm bu cisimlerin hepsi, bedeniniz de dahil olmak üzere aynı yerdeler.

  1. Bu yer acaba neresi? Bu yerin dışarıda başka herhangi bir yer değil, doğrudan sizin beyninizin içindeki görme merkezi olduğunu fark edebilirsiniz. Yani muhatap olduğunuz tüm dünya, kendi bedeniniz de dahil olmak üzere, kafatasınızın içinde, beyninizin arka taraflarında yer alan birkaç cm3 hacmindeki bir alandadır. Şu anda kafatasınızın içindeki bu alandaki dergiye bakıyorsunuz. Dergiyi ellerinizle çevirirken gördüğünüz ve hissettiğiniz eller, beyninizin görme ve dokunma merkezlerinde yer alıyor. Bedeninizin tüm organları da aynı yerde; kafatasınızın içinde. Bu dergiyi okurken oturduğunuz koltuk, koltuğun içinde bulunduğu oda da aynı yerde.
  2. Peki birer algı olan ve kafatasınızın içinde yer alan bu bedenin dışında, bir de ayrıca maddesel bir bedeniniz olduğuna mı inanıyorsunuz? Eğer böyle bir beden olduğuna inanıyorsanız, bilin ki onu şimdiye kadar hiç göremediniz. Böyle bir bedenin varlığına dair sadece bir varsayımda bulunabilirsiniz.
  3. Eğer böyle bir bedenin varlığına inanıyorsanız, onun şu an gördüğünüz bedeninizin dışında yer alan bir dev olduğunu kabul etmeniz gerekir. Siz ve tüm gördükleriniz, yani odanız veya dışardaki cisimlerin tamamı bu devin kafatasındaki görme merkezinde yer aldığına göre, onun maddesel bedeninin çok çok büyük olması gerekiyor. Şu an bulunduğunuz mekandan daha aşağıda omuzları, kolları, gövdesi, bacakları ve ayakları uzanıyor olmalı. (Eğer o da sizin gibi iki kollu, iki bacaklı bir insansa.)
  4. Bu durumda, siz dev bir kulenin tepesindeki kilitli bir odada yaşayan, bu odadan hiçbir zaman çıkamayan, sadece önüne konan ekranı seyreden, hapsedilmiş bir insan olursunuz. Kule, dışarıda var olduğunu iddia ettiğiniz maddesel bedeniniz, gördüğünüz beden ise kulenin tepesinde hapsolmuş olan küçük adamdır.

Bu dev kuleyi (yani var olduğunu sandığımız maddesel bedeninizi) hiç göremezsiniz. Çünkü kulenin tepesindeki küçük karanlık odaya kilitlenmişsinizdir. Hayatınız boyunca o odadan çıkamazsınız. O karanlık odanın duvarlarına yansıtılan görüntüleri izlersiniz. Bu görüntülerdeki bazı cisimler (örneğin yıldızlar) size belki milyonlarca kilometre uzaklıkta gibi gelebilir. Oysa gerçekte hep aynı küçük odanın içindesinizdir.

Bu konuyu daha iyi anlamak için, televizyonlarda sıkça rastladığımız fantastik çizgi filmlerden de bir örnek verebiliriz. Bu çizgi filmlerin bazılarında dev bir beden, kafatasındaki kontrol merkezinde oturan bir kişi tarafından kontrol edilir. Mesela “Voltran” adlı ünlü çizgi filmde, dev robotlar, kafa bölümündeki merkezde oturan bir adam tarafından yönetilirler. Dev robot bu insanın emirlerine göre hareket eder. Adam, dev bir kule büyüklüğündeki robotun içinde oturan küçük bir vücuttur.

İşte eğer şu an gördüğünüz, hissettiğiniz bedenin maddesel bir karşılığı olduğuna inanıyorsanız, böyle bir sistemi kabul etmeniz lazım. Bir başka deyişle, adeta “bir kulenin tepesindeki odada oturan küçük adam” veya “dev bir robotun tepesinde oturan küçük adam” olduğunuzu kabul etmeniz gerekiyor. Bu konuyu şöyle bir örnekle daha açıklayabiliriz: Dışarıda bir arabanın var olduğunu ve kendisinin de bu arabayı gördüğünü iddia eden kişinin şunları düşünmesi gerekir.

  • Arabaya ait görüntü insanın beynindeki görme merkezinde oluşur. Görme merkezi ise toplam birkaç cm3boyutundaki bir alandır. Eğer bu alana birkaç metre boyunda bir arabanın görüntüsü sığıyorsa, bu alanın da en az bu genişlikte olması gerekir.
  • Eğer bu alan birkaç metre genişliğindeyse bu durumda insan beyninin de bu alanla orantılı şekilde çok büyük boyutlarda olması gerekir.
  • Eğer insan beyni böylesine geniş bir yer kaplıyorsa, insanın vücudunun da yine beyniyle doğru orantılı olarak kilometrelerce uzunlukta olması gerekir. (Harun Yahya, Kuledeki Küçük Adam)

Burada sadece bir arabayı gören kişiden söz edildi. Aynı durumu kilometrelerce uzayan bir vadiye bakan kişi için düşünelim. Eğer vadinin aslını gördüğünü iddia ediyorsa, bu kişinin görme merkezinin de aynı şekilde en az kilometrelerce karelik bir alan kaplaması gerekir. Bu durumda insanın beyni, iç organları, kolları, bacakları da bununla orantılı şekilde dev bir boyuta dönüşmelidir.

Böyle bir şey söz konusu olmadığına göre, dışarıda birkaç metrelik bir arabanın veya kilometrelerce kare yer kaplayan bir vadinin var olduğunu ve insanın da bunların asılları ile muhatap olduğunu iddia etmek son derece mantıksız değil midir?

Büyük ihtimalle hayatınızın başından bu yana kabul edegeldiğiniz bedenim bu dünyanın üzerinde yaşıyor, ben de bedenimden dışarı bakıyorum şeklindeki varsayım, hatalıdır. Böyle bir şey mümkün değildir.

Bundan daha akılcı olan sonuç ise, kule diye bir şey olmadığını kabul etmektir. Çünkü bunun varlığına dair hiçbir kanıt yoktur. Bize böyle bir şeyin varlığını düşündüren tek neden, maddenin varlığına olan ön yargıdır. Bu ön yargıdan kurtulduğumuzda dünyanın gerçekte çok daha farklı bir yer olduğunu kavrarız:

Gördüğümüz ve hissettiğimiz herşey, Allah’ın bizim ruhumuza gösterdiği algılardır. Tek mutlak varlık ise, herşeyin Yaratıcısı olan, alemlerin Rabbi Yüce Allah ‘ tır.

“Doğu da Allah’ındır; batı da. Her nereye dönerseniz Allah’ın yüzü (kıblesi) orasıdır. Şüphesiz ki Allah, kuşatandır, bilendir.” (Bakara Suresi, 115)

Yorum bırakın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: