Anti-Big Bang Hareketinin Çaresiz Girişimi

Anti-Big Bang Hareketinin Çaresiz Girişimi

Haber7.com sitesinde “Yaratılışa İsyan” başlıklı bir yazı yayınlandı. Bu isyan, astronomi alanında 70 yıldan fazla süredir toplanan verilerle daima doğrulamış olan Big Bang teorisiyle ilgiliydi. 33 astrofizikçi, Big Bang aleyhindeki iddialarını dile getirmeleri için özgür bir ortam bulunmadığı yönünde itiraz ediyordu.

Sözkonusu araştırmacılar Big Bang teorisine karşı eleştiri zemini oluşturmak için bir mektup yayınlayarak bu yöndeki görüşlerine destek kampanyası başlatmışlardı ve şimdi Alman Die Zeit gazetesinden tercüme edilen Haber7.com yazısında bu girişim tanıtılıyordu. Yazıda söz konusu harekete “Bilimsel yaratılış teorisine isyan”, “33 Astrofizikçi artık Big Bang hikayesini duymak dahi istemiyor” gibi söylemlerle destek verilidiği görülüyordu.

Ancak bu itirazlar, Big Bang modelini bilimsel olarak değerlendirmede gerçek kriter olan kanıtsal yeterlilik açısından önemsizdir. Ayrıca yaratılış gerçeğine isyan, bilimde yeni bir şey değildir. Yaratılışın bilimsel olarak doğrulanmasını kendi dünya görüşleri açısından tahammül edilemez bulan materyalistler Big Bang’e karşı daha önce de benzer araşıyışlara girişmiş ancak hüsrana uğramışlardır.

Big Bang modeli, üç temel ve önemli kozmolojik gözlemi mükemmel bir şekilde açıklamaktadır. Evrenin genişlemesi (Hubble kanunu; gözlemciye uzaklıkla hızın azalması arasındaki doğrusal bağımlılık), gökyüzünde tüm yönlerden yayılan mikrodalga yani kozmolojik arka fon ve evrenin ilk birkaç dakikasında yaratılan helyum ve deuteryum gibi hafif atom çekirdeklerin bolluğu.

Evrenin sürekli olarak genişlediğini gösteren gözlemler, astronomların evrenin bir başlangıcı olduğu sonucuna varmalarına yol açmıştır. Evren sıfır hacimdeki ve sonsuz yoğunluktaki bir noktanın patlamasıyla başlamıştır.

Big Bang modeli, evrenin bir başlangıcı olduğunu bilimsel olarak ortaya koymasıyla çok önemli felsefi uygulamalar ortaya koymuştur. Modern bilim, evrenin bir başlangıcı olduğunu göstererek, evrenin Allah tarafından yoktan varedilişini doğrulamıştır. Columbia Üniversitesi’nden Ken Miller, Big Bang’in evrenin kökenine tuttuğu bu ışığı şöyle açıklar:

“Kozmoloji biliminin en çarpıcı bulgularından birisi, evrenin gerçekten bir başlangıcı, harikulade bir başlangıcı olduğu bulgusudur. İlk sebep tartışmaları, zaman içinde olayların sonsuza değin gerileyebilir olduğuna karşı kullanılan teorik bir argümandır.

Bunlar verimsiz felsefi kavramlar olarak görünürdü. Big Bang, ilk sebebi gerçek kıldı. Zamanın başlangıcına bir duvar koyarak kozmik patlamadan önce meydana gelmiş olabilecek olayları sorgulamaya (ama spekülasyona değil) kapattı. Birçok bilim adamının görüşüne göre, Big Bang, evrenin başlangıcına belirgin bir şekilde teolojik olan bir aydınlatma sağlamıştır (Miller K.R., “Finding Darwin’s God: A Scientist’s Search for Common Ground Between God and Evolution,” [1999], HarperCollins: New York NY, 2000, reprint, sf.225) .”

Bu gerçek, evrenin ezeli ve ebedi olduğunu (Allah’ı tenzih ederiz) savunan materyalistler için çok rahatsız edici ve hatta temelden sarsıcı olmuştur. Materyalist bilim adamları bu yüzden Big Bang’i devre dışı bırakacak ve sonsuz evren fikrini ayakta tutabilecek modeller geliştirme arayışına girmiş ancak bu yöndeki tüm çabaları başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

Bunun en önemli örneği, 1950’li yıllarda astronom Fred Hoyle tarafından ortaya atılan Sabit Durum teorisidir. Hoyle, bu teorisiyle evrenin genişlediği gözlemini açıklamada bir büyük patlamanın yerine maddenin sürekli olarak yeni maddeyi ortaya çıkarmasını yerleştirmeye çalışmıştır. Fred Hoyle ile birlikte uzun yıllar sabit durum teorisini savunan Dennis Sciama, bu teoriyi kendi inançlarına uygun bulduğu için savunduğunu ancak ardı ardına gelen ve Big Bang’i ispatlayan deliller karşısında pes etmek zorunda kalışını şöyle anlatmaktadır:

Sabit durum teorisini savunanlarla onu test eden ve bence onu çürütmeyi uman gözlemciler arasında, bir dönem çok sert çekişme vardı. Bu dönem içinde ben de bir rol üstlenmiştim. Çünkü gerçekliğine inandığım için değil, gerçek olmasını istediğim için ‘sabit durum’ teorisini savunuyordum. Teorinin geçersizliğini savunan kanıtlar ortaya çıkmaya başladıkça Fred Hoyle bu kanıtları karşılamada lider rol üstlenmişti. Ben de yanında yer almış, bu düşmanca kanıtlara nasıl cevap verilebileceği konusunda fikir yürütüyordum. Ama kanıtlar biriktikçe artık oyunun bittiği ve sabit durum teorisinin bir kenara bırakılması gerçeği ortaya çıkıyordu ( Stephen Hawking, Evreni Kucaklayan Karınca, Alkım Kitapçılık ve Yayıncılık, 1993, s. 62-63) .

Rakip teorileri devre dışı bırakmış, astronomi alanındaki gözlemlerle tamamen uyumlu bir model olarak Big Bang, günümüz astronom ve astrofizikçileri arasında yaygın kabul görmüş durumdadır.

Big Bang’e karşı bir hareket başlatmış olan 33 astrofizikçinin elinde ise Big Bang’e karşı sağlam kanıtlara dayalı herhangi bir açıklama bulunmamaktadır. Bu durum haber7.com’da yayınlanan yazının kendisinde de belirtilmektedir:

“Bu açıdan bakıldığında 33 ilk patlama karşıtının eleştirisi bu oyunda etkisiz kalmakta. Anti-Big Bang hareketi bunun yerine daha açıklayıcı sonuçlar bulmalı. Ne var ki bu son elli yıl içinde gerçekleşmedi”.

Anti-Big Bang hareketi, teoriyi eleştirenlerin araştırmaları için gerekli finansman desteğinden mahrum bırakıldıklarını öne sürmektedirler. Ancak bu itirazları ciddi bulmayan Bielefeld Üniversitesi filozofu Martin Carrier’in bunlara cevabı, yazının sonuç bölümünde şu ifadelerle aktarılmaktadır:

“Bunun, para eksikliğinden gerçekleştirilemediğini ileri sürmek anlamsız. Ve hoşgörülür bir gerekçe değil. Çünkü uzayla ilgili yapılan bütün araştırmalar herkese açık, Anti-Big Bangciler de bu bilgilerden yararlanabilir ve kendi tezlerinde kullanabilirler!”

33 Astrofizikçinin ortaya getirecekleri bir açıklama varsa ve bunun Big Bang’den daha güçlü bir açıklama olduğunu düşünüyorlarsa, kendilerine engel bir durum olmadığı açıktır. Diledikleri takdirde bu verileri inceleyebilir, bunları diledikleri şekillerde açıklayabilirler.

Oysa 33 astrofizikçi, bilimsel olarak yapıcı olabilecek bu davranışı ortaya koyamamaktadır. Bunun yerine itirazlarını, Big Bang aleyhtarları üzerinde hayali bir baskı uydurarak duyurmaya çalışmaktadırlar. Bu da ideolojik nedenlerle Big Bang’e karşı olan bilim adamlarının politik olarak hareket ettiklerini ve söz konusu hareketin bilimsel olarak ciddiye alınacak bir yönünün bulunmadığını göstermektedir.

Sonuç:

Big Bang teorisine, felsefi sebeplerle isyan etmiş bilim adamları, her defasında Big Bang’i doğrulayan kanıtların ağırlığı altında ezilmiş, en inatçı çabalar dahi başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu durum son Anti-Big Bang hareketi için de kaçınılmazdır. Allah’ın üstün yaratmasının bir eseri olan evren, modern bilim aracılığıyla yaratılışın kanıtlarını gün ışığına çıkarmaya devam etmektedir. Ve ideolojik olarak savunulan, politik olarak desteklenen materyalizm yalanı, gerçeğin kanıtları karşısında çürümeye mahkumdur.

Allah, Kuran’ın Saff Suresi’nde şöyle bildirmektedir:

“Onlar, Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, Kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile.” (Saff Suresi, 8)

Reklamlar

Yaratılışın Kanıtlarından Biri Olan Büyük Patlama: Big Bang

Yaratılışın Kanıtlarından Biri Olan Büyük Patlama: Big Bang

Dünya üzerinde yaşamın var olması için gerekli olan unsurların dengesinin bozulması oldukça zordur. Aniden karbonmonoksit solumaya başlamaz, yerçekimi kuvvetinin azalması ile oturduğunuz koltuktan havalanıp uzay boşluğuna doğru hareket etmezsiniz. Güneş’ten gelen ışık aniden gözlerinize ve derinize zarar vermez, veya aşırı oksijen ciğerlerinizi yakacak bir seviyeye hiçbir zaman ulaşmaz.

Bunu sağlayan sebepler elbette çok fazladır. İlginç olan, tüm bu sebeplerin evrenin tüm maddesini içinde barındıran sıfır hacme sahip tek bir noktanın patlaması ile ortaya çıkmış olduğu gerçeğidir. Bu patlama Big Bang’dir ve şu an uzayda bulunan tüm dengeler bu patlama ile yerlerini bulmuştur. (Evrenin Yaratılışı )

Evrendeki hassas oranı sabit tutabilmek için bir araya gelmiş pek çok sebep vardır. Örneğin Big Bang’in ardından gerçekleşen genişleme hızı eğer milyar kere milyarda bir oranda (1/1018) bile farklı olsaydı, evren ortaya çıkamazdı. Eğer evren biraz bile daha yavaş genişlese çekim gücü nedeniyle içine çökecek, biraz daha hızlı genişlese kozmik materyal tamamen dağılıp gidecekti. Eğer patlama hızının belirli bir düzene eriştiği zamanda, bu hız üzerinde bahsettiğimiz 1/1018’lik fark oluşsaydı, bu oran söz konusu dengeyi yok etmeye yetecekti.

Saydığımız bu ufak farklılıklardan sadece bir tanesi gerçekleşse, tüm evren tümüyle yok olacaktı.

Etrafınıza şöyle bir bakın. Her şey olağanüstü bir sabitlik, sakinlik ve mükemmellik içindedir. Çünkü yeryüzünde var olan hiçbir şey tesadüfi değildir. Hiçbir şey kontrolsüz ve bilinçsiz gelişmemektedir. Her şey, kusursuz ve mükemmel bir orana ve olağanüstü hassaslıktaki dengelere bağımlıdır. Çünkü bütün bunların sahibi, tek bir patlamayı sebep kılarak kusursuz bir sanat ve mucize yaratan, büyüklük ve kerem sahibi olan Yüce Allah’tır.

“O, biri diğeriyle ‘tam bir uyum’ (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiçbir ‘çelişki ve uygunsuzluk’ (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir.” (Mülk Suresi, 3-4)