Dünya Güneş Etrafında Dönüyor Ama…

Dünya Güneş Etrafında Dönüyor Ama…

Moran’ın Evrim Hakkındaki İddiaları Blöf Olmaktan Öteye Geçemiyor

Evrensel gazetesinin 16 Nisan 2006 tarihli sayısında “Evrim: Olgu ve Kuram” başlıklı bir makale yayınlandı. Yazı, Laurence Moran’ın 13 yıl kadar önce kaleme aldığı makalenin tercümesiydi. Moran söz konusu yazısında, evrimin bir gerçek olduğunu, evrimi reddetmenin dünyanın güneş etrafında döndüğünü reddetmekle bir olduğunu öne sürüyordu.

Oysa Moran burada sadece blöf yapmaktadır. Evrim teorisiyle Dünya’nın Güneş etrafında dönüşü arasında yapılan benzetme, evrimin bilimsel kanıtlar karşısındaki konumunu, gerçekte olduğunun çok ötesinde güçlü göstermek için başvurulmuş bir aldatmacadır. Moran yazısında “evrim bir gerçektir” söylemini ve bunun türevlerini sık sık tekrarlamaktadır ki, bunlar boş ve dayanaksız iddialardan ibarettir. Aşağıda Moran’ın blöfü çözümlenmekte, bunun bilimsel değil ideolojik motivasyonlarla kaleme alınmış bir yazı olduğu gösterilmektedir.

Moran’ın Başvurduğu Klasik Evrimci Blöf

Eğer evrim Moran’ın iddia ettiği kadar açık bir gerçek olsaydı, o da Dünya’nın Güneş etrafında döndüğü gerçeği gibi kolay kabul edilir olur, evrimcilerin de “evrim bir gerçektir” makaleleri yazmaya ihtiyaçları olmazdı. Hiçbir bilim adamının, “bakın, sizi temin ederiz, Dünya Güneş etrafında dönmektedir. Bu bir gerçektir. Buna inanmalısınız” şeklinde makaleler yazmaya ihtiyaç duymadığı gibi.

Eğer evrim teorisi ile Dünya’nın Güneş etrafında dönüşü aynı bilimsellik seviyesinde olsaydı, bir sabah Evrensel gazetesini eline aldığınızda “Dünyanın Güneş etrafında dönmesi: Olgu ve Kuram” başlıklı bir yazı görmeniz ve bunda şunları okumanız pekala mümkün olmalıdır:

  • Astronomlar, Dünya’nın Güneş etrafında döndüğünü bir olgu olarak kabul eder. Bu olgu bugün de gösterilebilir, ayrıca geçmişte yaşandığına dair tarihsel kanıtlar olağanüstü miktardadır.
  • Dünyanın güneş etrafında dönüşünün bir alternatifi yoktur.
  • Dünyanın güneş etrafında döndüğü yadsınamaz bir olgudur.
  • Dünyanın güneş etrafında dönmesi, ancak eldeki kanıtlardan haberdar olmayanlar veya kanıtlara direnenler tarafından kuşkulu görülebilir.
  • Dünyanın güneş etrafında döndüğü olgusunu destekleyen büyük miktarda kanıt birikti.
  • Modern astronominin tamamı, Dünyanın güneş etrafında döndüğünün bir doğrulamasıdır.
  • Dünyanın güneş etrafında dönmesi bu yazıyı okuyor olmanız kadar gerçektir.

Elbette hiçbir bilim adamı böyle bir yazı yazmaya gerek duymayacaktır. Çünkü kendinden bilinir olan gerçekler, kanıtlama gerektirmezler. Örneğin hiçbir bilim adamı, suyun akışkan bir madde olduğunu kanıtlayan bir yazı yazmaya tenezzül etmez. Kısacası Moran’ın evrimin gerçekliği hakkında yazdıkları doğru olsaydı, defalarca “evrim bir gerçektir” diye tekrarlama ihtiyacı duymaz, böyle bir makale yayınlama gereğini hissetmezdi.

Harun Yahya İlanları Evrimci Blöfleri Susturdu!

Evrimcilerin “evrim bir gerçektir” söyleminin bir blöften ibaret oluşunu göstermede Harun Yahya ilanlarından da örnek verebiliriz. Bilindiği gibi çeşitli gazetelerde Harun Yahya’nın kitaplarının tanıtıldığı ilanlar yayınlanmaktadır. Son yayınlanan ilanlardan ikisi şu başlıkları taşımaktadır:

Harun Yahya bu ilanlarda, yaşayan fosillerin yüzlerce olduğunu ve bunların halkın gözü önünde sergilendiğini bildirmekte, teorilerini bir gerçek olarak savunan evrimcileri en azından üç beş fosil kanıt ortaya koymaları için davet etmektedir.

Evrimciler ise Harun Yahya’nın bu ilanları karşısında derin bir sessizliğe gömülmüşlerdir. Evrimin doğru olması durumunda bulunması gereken çok sayıda kanıtın, örneğin sayısız ara form fosilinin örnekleri nerededir? Evrimciler neden bunları halkın gözü önüne koyamamaktadır? Müzelerin araformlarla dolup taşması gerekirken niçin evrimciler Harun Yahya’nın çağrısına uyup birkaç adet de olsa fosil sergileyebilmiş değildirler?

Harun Yahya’nın bu ilanları, evrimcilerin elinde hiçbir bilimsel kanıt olmadığını, sadece blöf yaptıklarını Türk Halkına kanıtlar niteliktedir.

Evrim Bir Gerçekse, Fosil Kanıtların Yokluğuna Dair Bu İtiraflar Neyin Nesi?

Eğer evrim doğru olsaydı, bunun yaşandığının kanıtı olabilecek çok sayıda araform fosili günümüze ulaşırdı. Eğer evrim doğru olsaydı evrimcilerin elinde birçok kanıt olur, bilimsel yayınlarda bunları tanımlar ve sıksık anarlardı. Ama evrimcilerin fosil kayıtları hakkındaki yorumlarına bakıldığında tam tersi bir durum görülür. Charles Darwin’in de aralarında olduğu birçok evrimci, fosil kayıtlarının evrimle olan uyumsuzluğunu itiraf etmiştir:

Charles Darwin:

Eğer gerçekten türler öbür türlerden yavaş gelişmelerle türemişse, neden sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz? Neden bütün doğa bir karmaşa halinde değil de, tam olarak tanımlanmış ve yerli yerinde? Sayısız ara geçiş formu olmalı, fakat niçin yeryüzünün sayılamayacak kadar çok katmanında gömülü olarak bulamıyoruz…

Niçin her jeolojik yapı ve her tabaka böyle bağlantılarla dolu değil? Jeoloji iyi derecelendirilmiş bir süreç ortaya çıkarmamaktadır ve belki de bu benim teorime karşı ileri sürülecek en büyük itiraz olacaktır.(Charles Darwin, The Origin of Species: A Facsimile of the First Edition, Harvard University Press, 1964, s. 172, 280)

Paleontolog Mark Czarnecki:

Teoriyi (evrimi) ispatlamanın önündeki büyük bir engel, her zaman için fosil kayıtları olmuştur… Bu kayıtlar hiçbir zaman için Darwin’in varsaydığı ara formların izlerini ortaya koymamıştır. Türler aniden oluşurlar ve yine aniden yok olurlar. Ve bu beklenmedik durum, türlerin Tanrı tarafından yaratıldığını savunan yaratılışçı argümana destek sağlamıştır. (Mark Czarnecki, “The Revival of the Creationist Crusade”, MacLean’s, 19 Ocak 1981, s. 56)

Bir başka evrimci Chicago Doğa Tarihi Müzesi, Jeoloji Bölümü Başkanı Dr. David Raup:

“Çoğu insan fosillerin, Darwin’in hayatın tarihi hakkındaki görüşlerine kanıt olduğunu zanneder. Oysa ki bu kesinlikle yanlış bir düşüncedir”. (SBS Vital Topics, David B. Loughran, Nisan 1996, Stewarton Bible School, Stewarton, Scotland,URL: Evolution: Fact or Fallacy?)

Oxford Üniversitesi’nden evrimci zoolog Mark Ridley:

“Gerçek bir evrimci hiçbir zaman, yaratılışa karşı evrim teorisine dayanak olarak fosil kayıtlarını kullanmamaktadır.” (Who Doubts Evolution?, New Scientist, sayı 90, 25/06/1981, s. 831)

Yukarıdaki bu itiraflar da Moran’ın gerçekte bilimsel kanıta dayanmadığının, sadece blöf yaptığının bir başka bariz kanıtıdır.

Lewontin’in Yanılgısı

Moran, “evrim bir gerçektir” iddiası lehinde Richard Lewontin’den bir alıntı vermektedir. Lewontin bu alıntısında bazı paleontolojik gerçekleri sıralamakta ve evrimin bir olgu olduğunu söylemenin vaktinin geldiğini iddia etmektedir. Alıntı şu şekildedir:

“Dünyanın 3.6 milyar yıldan çok daha yaşlı olduğu bir olgudur. Hücresel yaşamın bu sürenin en az yarısında var olduğu, örgütlü hücresel yaşamın en az 800 milyon yıl yaşında olduğu da. Dünyamızdaki ana yaşam formlarının , geçmişte var olmadıkları bir olgudur. 250 milyon yıl önce ne kuş, ne memeli vardı. Geçmişin ana yaşam formlarının artık yaşamadıkları, bir olgudur. Eskiden dinozorlar vardı, şimdi yoklar. Bütün yaşam formlarının geçmiş yaşam formlarından geldikleri bir olgudur. Dolayısıyla bugünkü bütün yaşam formları, kendilerinden farklı atalardan türemiştir. Kuşlar kuş olmayanlardan, inanlar da insan olmayanlardan. Bu olguları reddetmenin; Dünya’nın yuvarlak olduğunu, kendi ekseni ve Güneş’in çevresinde döndüğünü reddetmekten bir farkı yoktur” (R. C. Lewontin “Evolution/Creation Debate: A Time for Truth” Bioscience 31, 559 (1981)

Dikkat edilirse Lewontin’in yaptığı şey, çeşitli canlı formlarının “ne zaman” ortaya çıktığına dair bilgiler vermekten ibarettir. Oysa açıktır ki, canlıların şu veya bu kadar milyon yıl önce ortaya çıkmaları, onların evrimle ortaya çıktıklarını göstermemektedir. Evrim teorisi milyonlarca canlı türünün tek bir atadan türemiş olduğunu savunduğu için sayısız ara formun yaşamış olmasını gerektirmektedir. Paleontoloji bilimi çeşitli canlı gruplarının hangi dönemde ortaya çıktıklarına, hangi grubun hangi gruptan önce geldiğine dair son derece somut bilgiler sağlamış ancak, evrim teorisinin gerektirdiiği fosil bağlantıların hiçbir örneğini vermemiştir.

Bir başka deyişle, Oklahoma Üniversitesi Jeoloji ve Jeofizik Bölümü’nden David B. Kitts‘in de itiraf ettiği gibi:

“Evrim türler arasında ara geçiş formları gerektirir ancak paleontoloji bunları sağlamamıştır.” (David B. Kitts (School of Geology and Geophysics, University of Oklahoma), “Paleontology and Evolutionary Theory,” Evolution, Vol. 28, September 1974, sf. 467)

(Lewontin’in kuşlar ve insanlarla ilgili evrimsel köken iddiaları da aynı şekilde ara form dayanağından yoksundur. Kuş ve insanın kökeninin evrimcilere açmazları hakkında sırasıyla buradan ve buradan bilgi edinebilirsiniz)

Lewontin İtiraf Ediyor!

“Evrim bir gerçektir” iddiasındaki Moran, bu doğrultuda Lewontin’den alıntıya başvurmaktadır. Gelgelelim Lewontin, kısa bir süre sonra bu inancıyla ilgili oldukça çarpıcı itirafta bulunmuştur. Lewontin, Moran’ın yazısından dört sene kadar sonra yayınladığı bir makalesinde şunları yazmıştır:

Bizim materyalizme bir inancımız var, ‘a priori’ (önceden kabul edilmiş, doğru varsayılmış) bir inanç bu. Bizi dünyaya materyalist bir açıklama getirmeye zorlayan şey, bilimin yöntemleri ve kuralları değil. Aksine, materyalizme olan a priori bağlılığımız nedeniyle, dünyaya materyalist bir açıklama getiren araştırma yöntemlerini ve kavramları kurguluyoruz. Materyalizm mutlak doğru olduğuna göre de, İlahi bir açıklamanın sahneye girmesine izin veremeyiz. (Richard Lewontin, “The Demon-Haunted World”, The New York Review of Books, 9 Ocak, 1997, s. 28)

Görüldüğü gibi Moran, evrimin gerçekliğiyle ilgili iddialarının bilimsel dayanakları olduğunu iddia etmekte, bu doğrultuda Lewontin’den alıntı vermektedir. Ancak aynı Lewontin birkaç yıl sonraki sözlerinde evrimi bir doğru olarak kabul etmesinin materyalizme olan inancından kaynaklandığını itiraf etmekte, Moran’ın iddialarını dayanaksız bırakmış olmaktadır.

Dogmatizm’in Ayaklı Kanıtları: Evrimciler

Lewontin’in bu sözleri şu önemli noktanın altını çizmektedir: Moran’ın “evrim bir gerçektir” diye yazması, başka evrimcilerden buna paralel alıntılar yapıp, bunu adeta bir koro olarak seslendirmesi bir anlam ifade etmemektedir. Önemli olan, bu yargıya, kendisinin ve alıntı yaptığı bilim adamlarının, iddia ettiği gibi bilimsel yollardan vardıklarını kanıtlayabilmesidir. Bunun için yapması gereken ise bilimsel gerçekleri akılcı ve sistemli bir şekilde ele almak, öne sürdüğü tezin kanıtlarla tutarlılığını göstermektir.

Moran ise bunu yapamamakta, bir tür “sloganlar geçidi”yle okurlarını ikna edebilmeyi ummaktadır. Oysa burada evrimcilerin gözden kaçırdığı kritik bir durum söz konusudur. Bu yazıda olduğu gibi, okurlarını kanıtlar yerine sloganlar, içi boş söylemler, demagojiler ve blöflerle iknaya çalıştıkları sürece evrimin dogmatik bir inanç oluşunun ayaklı kanıtları olacaklardır.

Sonuç:

Evrensel gazetesi bilim kadrosuna, Moran’la paylaştıkları ideolojik kaygıları bir yana bırakmalarını ve evrim teorisi lehindeki bilimdışı propagandalarına son vermelerini tavsiye ediyoruz.

Galaksi Haritasında Big Bang Yankılanıyor

Galaksi Haritasında Big Bang Yankılanıyor

Bilim adamları, bugüne kadar yapılmış en kapsamlı iki galaksi haritalandırma çalışmasında, Big Bang teorisine ciddi destek sağlayan bulgular elde ettiler. Çalışmaların sonuçları, Amerikan Astronomi Derneği’nin kış toplantısında açıklandı.

Galaksilerin geniş ölçekteki dağılım şekli astrofizikçiler tarafından, evrenin ilk aşamalarından günümüze kalan en önemli kalıntılardan birisi olarak değerlendiriliyor. Bu yüzden galaksilerin dağılımı ve konumları hakkındaki bilgiler için, ‘evrenin geçmişine açılan bir pencere’ tabirini kullanmak mümkün.

İngiliz, Avustralyalı ve Amerikalı bilim adamlarından meydana gelen iki ayrı çalışma grubu, yıllar süren araştırmalarında, toplamda yaklaşık 266.000 galaksiyi 3 boyutlu olarak konumlandırıp haritalandırdılar. Galaksi dağılımı hakkında topladıkları verileri, evrenin her yerinde yayılan Kozmik Fon Radyasyonu verileriyle karşılaştıran bilim adamları, galaksilerin kökenine dair önemli bulgular elde ettiler. Çalışmaları yorumlayan araştırmacılar, galaksilerin, Big Bang’den 350.000 yıl sonra oluşan maddenin nispi olarak kümelendiği bölgelerde oluştuğunu ve yer çekimi kuvvetinin etkisiyle şekillendiği sonucuna vardılar.

Söz konusu bulgular, Big Bang teorisini daha da sağlamlaştırdı. Big Bang teorisi, evrenin sıfır hacimde, sonsuz yoğunluktaki bir noktanın günümüzden 14 milyar yıl kadar önce patlamasıyla başladığını savunuyor. Onyıllar boyu yapılan astronomik gözlemlerin oluşturduğu testler karşısında sürekli olarak doğrulanmış olan teori son derece sağlam bir zeminde, rakipsiz olarak oturuyor. Günümüzde astrofizikçilerin büyük çoğunluğu tarafından kabul gören Big Bang, Allah’ın evreni yoktan varettiği gerçeğinin bilimsel doğrulamasını oluşturuyor.

Avustralya’nın New South Wales eyaletindeki İngiltere-Avustralya Ortak Gözlem Evinde on yıldır sürdürülen çalışmada, yaklaşık olarak 221.000 galaksinin uzaydaki konumları üç boyutlu bir haritalandırma tekniğiyle belirlendi. Gözlem evinin 3.9 metre çapındaki teleskobu kullanılarak yürütülen haritalandırma çalışması, önceki benzerlerinden en az on kez daha kapsamlı.(Galaxy patterns reveal missing link to Big Bang, 12 Ocak 2005, 2-degree Field Galaxy Redshift Survey) Gözlem evi başkanı Dr. Matthew Colless liderliğindeki bilim adamları ekibi, önce galaksilerin birbirlerine göre konumlarını, aralarındaki mesafeleri belirlediler sonra da galaksilerin dağılım şekillerini modelleyip bu modellerdeki küçük farklılaşmaları detaylı şekilde incelediler. Bilim adamları çalışmalarını, yayın için Monthly Notices of the Royal Astronomical Society dergisine sundular.

ABD’nin New Mexico eyaletindeki Apache Point gözlem evince sürdürülen benzer bir çalışmada ise -uzayın başka bir bölgesindeki- yaklaşık 46.000 galaksinin konumları aynı şekilde üç boyutlu olarak haritalandırıldı ve dağılımları incelendi. 2.5 metre çapındaki Sloan teleskobunun kullanıldığı çalışmanın başkanlığını Arizona Üniversitesi’nden Daniel Eisenstein yürüttü. Bu araştırma ise Astrophysical Journal dergisinde yayınlanacak . (“Detection of the Baryon Acoustic Peak in the Large-Scale Correlation Function of SDSS Luminous Red Galaxies”, submitted to Astrophysical Journal on December 31st, 2004. Bkz. Sloan Digital Sky Survey, ‘THE COSMIC YARDSTICK–Sloan Digital Sky Survey astronomers measure role of dark matter, dark energy and gravity in the distribution of galaxies’, 11 Ocak 2005, The cosmic yardstick)

Her iki grup da elde ettikleri sonuçları, ABD’nin California’nın San Diego şehrinde düzenlenen Amerikan Astronomi Derneği kış toplantısı sırasında, 11 Ocak 2005 günü açıkladılar.

Önemli Bir Doğrulama

Uzun ve titiz çabalar sonucu elde edilen veriler, astronomi alanında galaksilerin kökenine dair onyıllar önce yapılmış tahminleri doğruladı. Teorisyenler, 1960’lı yıllarda, galaksilerin, Big Bang’den kısa bir süre sonra, maddenin biraz daha yoğunluklu olarak kümelendiği bölgelerde tohumlanmış olabileceğini tahmin etmişlerdi. Bu tahmin doğruysa, galaksilerin tohumları, Big Bang’den arta kalan ve Kozmik Fon Radyasyonu olarak isimlendirilen radyasyon kalıntısında ‘sıcaklık değerleriyle oldukça belirsiz şekilde farklılaşan dalgalanmalar halinde- gözlemlenebilecekti.

Kozmik Fon Radyasyonu, Big Bang’den ancak 350.000 yıl sonra yayılmaya başlayan ısı radyasyondur. Evrenin her yerinde yayılan bu radyasyon, 350.000 yıl yaşındaki evren için bir fotoğraf karesi oluşturmaktadır ve döneme ait bir fosil gibi günümüzde gözlemlenmektedir. İlk olarak 1965 yılında keşfedilen bu radyasyon, daha sonra yapılan çeşitli deney ve gözlemlerle Big Bang’in kesin kanıtı olarak tanınmış, detaylı şekilde çalışılmıştır. 1992 yılında COBE (Cosmic Background Explorer- Kozmik Fon Kaşifi) uydusunca elde edilen veriler, 1960’lı yıllarda yapılan tahminleri haklı çıkarmış, Kozmik Fon Plan radyasyonunda minik dalgalanmalar bulunduğunu ortaya koymuştu. (‘Galaxy patterns reveal missing link to Big Bang’, 12 Ocak 2005. ) O dönemde söz konusu dalgalanmalarla galaksi oluşumu arasında kısmen bağlantı kurulsa da bu bağlantı herhangi bir göstergeden mahrum kalmıştı.

Ancak son çalışmalarda bu önemli bağlantı kurulabildi. Colless ve Eisenstein’ın ekipleri, galaksiler arasındaki mesafelerdeki dalgalanmalarla, Kozmik Fon Radyasyonunda görülen dalgalanmalar arasında uyum saptadılar. Böylece galaksilerin, maddenin, Big Bang’den 350.000 yıl sonra ortaya çıkıp biraz yoğunluklu olarak kümelendiği bölgelerde tohumlandığı belirlenmiş oldu.

Dr. Eisenstein, konuyla ilgili basın toplantısında, ‘Galaksilerin evrendeki dağılımı, bu dağılıma yol açan şok dalgalarıyla doğrudan ilintili’ diyor. Araştırmacılar, yer çekimi kuvvetinin dalgalara etki edip galaksileri şekillendirdiğini düşünüyor. Eisenstein bu konuda şu yorumu yaptı:

‘Bu bulguları, yer çekimi kuvvetinin, Kozmik Fon Radyasyonunun başlangıç tohumlarının, etrafımızda gördüğümüz galaksilerin oluşumunda önemli rol oynadığının bir kanıtı olarak yorumluyoruz’. (Deborah Zabarenko, ‘’Cosmological ruler’ helps measure the universe’, 11 Ocak 2005,)

Diğer araştırma ekibinden Russell Cannon da, AAP haber ajansına verdiği demeçte, bulguların son derece büyük bir önem teşkil ettiğini kaydetti ve çalışmanın önemini şu sözlerle özetledi:

‘Yaptığımız şey, galaksilerin gözlemlediğimiz dağılım şekillerinin Big Bang’in kalıntılarında görülen diğer dağılım şekilleriyle tamamen birbirini tuttuğunu göstermekti’. (‘Scientists Score Galaxy Breakthrough’, AAP, 13 Ocak 2005)

Çalışmada evreni oluşturan madde ve enerjinin oranları ile evrenin geometrik şekli hakkında da bulgular elde edildi. Buna göre evrenin %4’ü normal madde, %25’i kara madde (varlığı hesaplanan ancak gözlemlenemeyen madde) ve kalan kısmının da kara enerjiden (evrenin, umulandan daha hızlı genişlemesine yol açan gizemli enerji) meydana geliyor. Evrenin geometrik şekli ise, düz.

Big Bang’e Destek

Söz konusu çalışmalarda elde edilen bulgular, Big Bang teorisini daha da güçlendirdi. Dr. Cannon, bu desteği şu sözlerle vurguladı:

‘Araştırma, evrenin kökeni konusunda Big Bang teorisine ciddi destek sağladı. Uzun zamandır evreni açıklamada en iyi teorinin Big Bang olduğunu; evrenin son derece küçük bir noktada devasa bir patlamayla başladığını ve patlamadan bu yana sürekli olarak genişlediğini biliyorduk. Şu anda çok daha güvenle söyleyebiliriz ki, bu son derece temel fikir, doğru. Ve buna gore herşey kolaylıkla yerli yerine oturuyor’. (‘Scientists Score Galaxy Breakthrough’, AAP.)

Cambridge Üniversitesi’nde görevli ünlü İngiliz astronom Sir Martin Rees, çalışmalar hakkında yaptığı yorumda, ekiplerin, farklı teknikler ve farklı gözlemlere dayanmalarına rağmen, aynı sonuçlara varmış olduğuna dikkat çekti ve bunu sonuçların sağlamlığının bir göstergesi olarak karşıladığını belirtti. (Maggie McGee, ‘Big bang sound waves explain galaxy clustering’, NewScientist.com Haber Servisi, 12 Ocak 2005), (Mark Peplow, ‘Echoes of Big Bang found in galaxies’, News@ Nature.com, 12 Ocak 2005.)

İnternetin önemli fiziksel bilimler portallarından Physicsweb.org ise çalışmaların, ‘Big Bang+Genişleme’ şeklinde özetlenen standart kozmolojik model için yeni kanıtlar oluşturduğu yorumunu yaptı . (Galaxy surveys put cosmology on sound footing, 12 Ocak 2005)

Bilim adamları, evrenin bir başlangıcı olduğunu (Big Bang) ve genişlediğini (Inflation), modern bilimin imkanları sayesinde uzaydaki radyasyondan ve gök cisimlerinden okuyarak öğrenmişlerdir. Oysa bu temel bilgiler, insanlık için hiç de yeni değildirler. Bilim adamlarının uzayın derinliklerinde 20. yüzyılda okuyabildiği iki gerçeği; insanoğlu Kuran’da ondört asırdan beri okumaktadır.

Kuran’da, Standart Kozmolojik Modele Dair İki Temel Bilgi de Haber Verilmiştir

Allah; Kuran’da ve indirildikten sonra tahrif edilmiş olan Tevrat, İncil’de, evrenin ve tüm maddenin yoktan yaratıldığını haber vermiş, bunlar içinde tahrifata uğramamış yegane kitap olan Kuran’da mucizevi bir sır da vererek evrenin genişlediğini de bildirmiştir.
Evrenin “yok” iken “var” hale geldiği, Kuran’da şöyle haber verilir:

O (Allah) gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır… (Enam Suresi, 101)

Modern bilimin en önemli araştırma alanlarından birini oluşturan genişleme ise şu ayette bildirilmiştir:

Biz göğü ‘büyük bir kudretle’ bina ettik ve şüphesiz Biz, (onu) genişleticiyiz. (Zariyat Suresi, 47)

Görüldüğü gibi, standart kozmolojik modelin iki elemanı, yani Big Bang ve Genişleme, astronomik gözlem imkanlarının son derece geri olduğu bir dönemde Kuran’da haber verilmişlerdir. Bu durum, Kuran’ı hiç şüphesiz Allah’ın indirmiş olduğunun açık bir delilidir. Modern bilimin bulguları Kuran’da haber verilenlerle tam bir uyum içindedir ve bu son çalışmalar da bir kez daha bu uyuma dikkat çekmektedirler.